Beklentinin mağlubiyeti

150 150 Fatih Portakal

Dünya Futbol Turnuvası’ndan önce her yerde benzer cümleler vardı.

“Bu çocuklar tarih yazacak.”
“Avrupa’yı titretecekler.”
“Şampiyonluk neden olmasın?”
“Sesinizi bütün dünya duyacak.”

Reklamlarda, sponsor filmlerinde, sosyal medyada…

Kahvede, pazarda ve sohbetlerimizde…

Öyle bir hava oluşturuldu ki sanki başarı ihtimal olmaktan çıktı, garantiye dönüştü.
“Gruptan lider çıkarız” dendi.

Bugünse sonuç ortada.
Puan yok. 
Moral bozuk.
Hayal kırıklığı büyük. Dönüyoruz.

Şimdi soruyorum:
Bu hayal kırıklığının sorumlusu sadece sahaya çıkan bu topçular mı?

Asıl problem, turnuva daha başlamadan bu insanların hem bilinçlerine hem omuzlarına belki taşıyamayacakları kadar büyük beklentiler yüklenmesiydi.

Abartılı yuklemeler yaptık.
Bir yandan gazı kesmeden verdik. Bir yandan onları yılların favorileri ile gücünden emin olmadığız takımlarla aynı kefeye koyduk.

Destek vermekle baskı kurmak arasındaki çizgi bazen çok ince olabiliyor.

Genlerimizden kaynaklanıyor olsa gerek, biz ise çoğu zaman çizgiyi geçiyoruz.

Sadece medya değil.
Sponsorlar, yorumcular değil.
Çoğumuz.

Henüz yolun başındaki bu insanları, daha ilk düdük çalmadan kahraman ilan etmeyi seviyoruz. Sonra işler kötü gidince aynı hızla eleştirmeye başlıyoruz.

Oysa sporun doğasında kaybetmek de var.
Kötü sonuçları profesyoneller konuşsun. Çare arasın bulsun.

Bizler açısından konuşmamız gereken, mağlubiyet değil;
beklentiyi nasıl yönettiğimiz olmalı.

Çünkü bazen sahada kaybedilen maçtan daha ağır olan şey, tribünde, sosyal medyada, sohbetlerimizde, veya ekran başında şişirilen umutların çöküşü oluyor.

26 Haziran 2026

  • 1

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak