Erkenden çıktık yola.
Köyden İzmir’e gitmek trafiğin durumuna göre 45-50 dakikayı buluyor.
Cumartesi gününü tercih etmemizin sebebi trafiğe takılmamak.
Bir de Kemeraltı’na sabah mesaisinin ilk saatlerinde varmak.
Buraya, yılda birkaç kez sırf keyif almak için giderim.
Çünkü çarşının sabah saatleri harika olur:
Esnafın dar sokaklarda yol alışları.
Ellerinden sarkan poşetlerde sabah nevaleleri; gevrek, boyoz veya sabah kumrusu.
Açılan kepenklerin gürültülü sesleri…
Paspaslanan dükkanlar…
Tozları alınan vitrinler…
Ayy…
Çok keyiflidir.
Mutlu eder beni her defasında.
Kemeraltı sevdam çocukluğumla alakalı bir mesele.
Rahmetli babam çarşıda 40 yıla yakın esnaflık yaptı.
Küçük dükkânında toptan yün işi yapardı.
O yüzden hafta sonları, okul çıkışları, yaz ayları ekmek teknesine çok takılırdım.
Dışa dönük, biraz da öz güvenli olmamda belki rahmetlinin dükkânı ile çarşının samimi dokusunun payı vardır.
Güzelyalı’dan boynuzlulara biner yani troleybüslere Konak’ta inerdim.
Bağımsızlık bayrağının çekildiği tarihi Valilik binasının yanından çarşıya dalardım.
45 yıl öncesi.
Hey gidi günler…
Sonra mı?
Kaybolurdum o daracık sevimli sokaklarda…
“Hayırlı işler” derdim tanımadığım insanlara…
Yeni yollar keşfedip varırdım dükkâna.
Kemeraltı işte böyle bir yer.
Aynı bir zaman tüneli; değişmeyen, basitliğini koruyan, direnen kocaman bir alan.
Beyler Sokağı…
Arap Fırını…
Kestelli…
Havra Sokağı…
İkiçeşmelik…
Şadırvanaltı…
Hisarönü…
Ve daha fazlası…
Aklınıza gelen gelmeyen daha nice sokak…
Armağan’la Kemeraltı turuna bu defa farklı bir güzergâhtan başladık.
Çarşının içine girmeden, sınırından yokuşları tırmandık.
Varyant’a paralel gittik.
Kestelli yokuşundan İkiçeşmelik’e çıkmışız.
Cicipark’ın oraları.
Hedefi değiştirdik.
Rotayı, şehre ve çarşıya en tepeden bakan Kadifekale’ye kırdık.
Yine daracık, temiz sokaklar…
Basamakları çok olan uzun merdivenler…
Eski evler…
Ve yoksulluk sınırında yaşayan mahalle sakinleri.
Senelerdir Kadifekale’ye gitmemiştim.
Hatırladığım zamanlarda terör olaylarıyla anılan sakıncalı yerlerdendi.
Ama…
Şimdi öyle mi?
Semte sakinlik gelmiş.
Yine o meşhur karakol aynı yerde; baktım onlar da sakin.
Kalenin etrafından tüm kaçak yapılar temizlenmiş.
Keyifli bir mesire alanı olmuş
Binlerce yıllık surlar ortaya çıkmış.
Peki bunca emek harcanan bu gezinti yeri neden bakımsız?
Bu soruyu sana ve kendime sormuyorum.
Konak Belediyesi’ne veya Büyükşehir’e soruyorum:
Ağaçlar susuz kalmış kurumuş.
Parke yollar bozulmuş, bir daha yapılmamış.
Çöpler, boş şişeler her yerde…
Doğru dürüst çöp kutusu bile yok.
Viraneye dönmüş.
Umarım yazım karşılarına çıkar da harekete geçilir.
Kale’de tabii ki önce şehitliğe uğradık.
Selam verdik, dua gönderdik onlara…
Ardından sur içindeki çay bahçesinde oturduk.
Yüksek duvarların kenarından İzmir’e baktık uzun uzun…
Yok denecek kadar yeşillik…
Sayılamayacak kadar çok bina…
Parlak güneşin altında rengi koyuya çalan bir şehir.
Kadifekale’den kenti 180 derece tararken zihnimde binlerce yıl öncesini de hayal ettim:
Meşhur körfez…
Göz alabildiğine her yer tepe yahut düzlük alan.
Toprak bakir, zeminde otlar, çalılar, ağaçlar…
Keşke mümkün olabilse…
Hayal etmek yerine böyle anlarda gerçeğine ışınlanmak istiyorum.
Bugün için isteğim imkansız olsa da gelecekte belli mi olur?
Ben göremem o başka mesele…
İzmir varsın gri olsun!
Bu şehri böyle de seviyorum.
Sahilini, insanını ve sahiplenilme duygusunu.
Aidiyet hissi burada çok fazla…
Nereden gelinirse gelinsin birkaç yıl sonra karşılaştığın birine “Nerelisin?” diye sorsan, “İzmirliyim” der çoğu.
İzmir’i ziyaret ettiğinde yap bunu…
Kadifekale’den yokuş aşağı vurduk. Hiç bilmediğim daracık irimlerden geçtik. Merdivenlerden indik.
Önce meşhur Namazgah, sonra Tilkilik’e vardık.
Antik Agora kalıntılarının yanından Havra Sokağı’na girdik.
Tekrar Kemeraltı’dayız.
Havra’da arkadaşıma uğradım. Dede mesleğini yapıyor. Manisalı ailesi tam 141 yıldır helva karıyor. Kemetaltı’nın neredeyse en eski ve köklü işletmelerinden.
Saate baktım öğle yemeği vakti gelmişti. Tescilli tat Bizim Lokanta’ya oturduk.
Püreli tas kebap.
Kıymalı musakka.
Zeytinyağlı girit kabağı.
Sarımsaklı cacık söyledik.
Yeşillik ve taze sivri biber sınırsız ve ikram.
Afiyetle yedik.
Altı saatlik nostalji turunda; 8 kilometre yürümüşüz,
13 bine yakın adım atıp, neredeyse 20 kat tırmanmışız.
Aldığımız tadı ölçebilecek bir zekaysa çok şükür daha icat edilemedi.
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
İzmir’e yolun düşerse yalnızca Çeşme’ye, Alaçatı’ya, Seferihisar’a, Urla’ya, Karaburun’a ya da Foça’ya gitme.
Kemeraltı’na da yolunu mutlaka düşür.
Ama…
Acele etmeyecek kadar zamanını ayır oraya.
Mümkünse bunu sabah yap.
Sokaklarına gir, keşfet.
Merak etme kaybolmazsın.
Mutlaka bir yerlerden yine caddelere bağlanırsın.
Kepenk seslerini duy.
Esnafla selamlaş.
Geçmişi hisset.
Çünkü unutma “Kemeraltı”
dediğim yer yalnızca bir çarşı değil.
Bu kentin hâlâ yaşatılmakta olan hafızasıdır.
20 Eylül 2026

Mustafa Uysal
Muhteşem Fatih bey. Bizde her yıl şehit olan devremizi anma gününde kadifekaleye şehitliğe gideriz. Ayni soruyu sorarız. Neden bu yer bakımsız. Neden tarihi kale restorasyon yapılarak ziyarete açılmaz. Hep üzülürüz. Tilkilik kitap yazılacak bir bölge. Kemeraltı bizim hayatımız. Teşekkürler bu güzel yazı için. İnşallah belediyelerimiz bu güzel çağrınızi duyarlar..