Yine Bir 12 Eylül…

150 150 Fatih Portakal

46 yıl önce…

O zamanlar onlar için LGBTİ+ tanımlaması yapılmıyordu.
Kısaca “travesti” veya “transseksüel“ deniyordu.

12 Eylül darbesinden sonraki karanlık günlerde transların da evleri, iş yerleri basıldı.
Saçlar kazındı.
Trenlerle başka yerlerlere sürüldüler.

Bu despotluğun belgesi yok.
Çoğu, o dönem tanıklarının anlatılarına dayanıyor.

Ama…

Kadın kıyafetiyle sahneye çıkması yasaklanan Bülent Ersoy’un durumu zihniyetin belgelenmiş hali aslında…

Tarih, yaşanılan dönemde tam manasıyla olduğu gibi yazılamıyor.
Bazı hususlar, korkudan veya endişeden olacak ki, eksik bırakılıyor.
Bu yüzden gerçek tarihi yazmak bazen zaman alıyor.

“Tarih” denen büyük arşivi taramak artık çok kolay.
Yapay zeka bunu başarıyla yerine getiriyor.
Sadece ne istediğini bilmen yeterli.

Ona dedim ki:

Türkiye’de eşçinsel veya translara yönelik operasyonlar daha önce ne zamanlar yapıldı?

Bazılarını sıraladı:

1978’de Abanoz Sokak’a polis operasyonu…
1987’de Beyoğlu baskınları..
1996’da Ülker Sokak “temizliği”…
2015’te yasaklanan Onur Yürüyüşleri…

Yönetimler farklı…
Ancak…
Ötekileştirici uygumalar aynı, sadece zamanın ruhuna uygun değişiklikler gösteriyor:

Sokaktan mahallelere…
Evlerden iş yerlerine…
Derneklerden artık digital dünyaya…

Hedef; görüneni görünmez kılmaktı.
Bitti mi?
Hayır.

Onlar hala varlar.
Eskiden örgütlü değillerdi.
Sesleri cılız çıkardı.
Simdiyse birlikteler. Yadırganmıyorlar.
Bazı toplumlarda saygınlıkları da var.
Artık dünyada ortak bir isimle biliniyorlar:

LGBTİ+

Bugün daha organizeler…
Varoluşlarını cesaretle haykırıyorlar.

46 yıl sonra…

12 Eylül 2026…

Bu defa bir mahkemenin verdiği kararla resmi operasyon düğmesine basıldı.

Gece yarısından hemen sonra belli başlı şehirlerde kapılar çalındı.
9 dernek.
13 işletme.
X’teki 14 hesap erişilmez hale dönüştürüldü.
Evler basıldı.
Ve 162 kişi şüpheli bulundu.

Ortaya çıkan tabloya baktığımda operasyonların, LGBTİ+ ve onların örgütlü alanlarına yönelik olduğu belli…

Anayasa’mızda ve yasalarda eşcinsel ilişkiyi yasaklayan ve suç sayan maddeler yok.

Peki, polis bu operasyonları hangi yasal dayanaklara göre gerçekleştiriyor?

Suç örgütü kurmak…
Fuhuşa aracılık yapmak…
Müstehcen içerikler üretmek…
Çocukları bu içeriklere maruz bırakmak…
Uyuşturucu bulundurmak…
Ve yurt dış kaynaklı bazı fonların bazı derneklere para göndermesi…
Bunlar MASAK incelemesi altında…

Bu operasyona isim de verildi:

Ailem Güvende”

İroni büyük!

Birilerinin ailesi güven altına alınmak istenirken…
Başka ailelerin sabaha karşı ansızın kapısı çalınıyor.

Aradan geçen yarım yüz yıla rağmen ülkede LGBTİ+ bireylere yönelik iktidarların bakışı hiç değişmemiş.

Değişmiyor da…

Bilim, “Eşcinsellik tedavi edilecek bir hastalık değildir. Doğal durumdur” derken…
Yönetenler, onlara sapkın ve hâlâ hastalıklı kişilik gözüyle bakıyor.
LGBTİ+’lar ise “varoluş” diyor durumlarına…

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Tek bir sorum olacak:

Bunca resmi ya da mahalle baskısı şimdiye kadar sonuç verdi mi?

Hayır!

Bundan sonra sonuç verebilir mi?

Hayır!

Varoluşun bir parçası olarak görülen bu cinsiyet kimliğinin, gözaltı ve tutuklamalarla biteceğini varsaymak büyük bir yanılgı değil midir?

Sırf tarihin arşivine bakmak bile yeterli…

Baskılarla insanlar bir süre susturulabilir.
Ama…
Bu zoraki suskunluk varoluşlarını engelleyemez.

14 Eylül 2026

  • 8

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak