Bir De Fotoğrafını Görsek!

150 150 Fatih Portakal

İhtimalleri şöyle sıralıyorum:

Bir; toplumun artık bilmesini istedi.
İki; yavaş giden sürecin hukuki tarafını hızlandırmak düşüncesindeydi. Ortağını kızdırmak pahasına inceden ipuçlarını paylaştı.
Üç; AKP ile rol paylaşımı yapıldı. Duyuruyu yine o yaparak yazılı olmayan senaryoyu uyguladı.
Dört; konuşmanın şehvetine kapılıp ağzından kaçırdı.

Sonuç, yukarıda yazdıklarımdan biri…
Ama…
Hangisi olduğunu bilemiyorum.

Olasılıklarımda gizli öznenin ismi Devlet Bahçeli.
23 ay önce “Öcalan gelsin DEM grubunda konuşsun. Terörü bitirsin” sürpriz çıkışıyla ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini başlatmıştı.

Ortağı Erdoğan bu konuşmadan haberdar mıydı?
Yoksa…
O da benim gibi söylenenleri o anda mı öğrendi?
Burası hala belirsiz.

Bahçeli bir defa daha beklenmedik bir duyuru yaptı.
Duyuru, Nagehan Alçı aracılığıyla yapıldı. Belki de Nagehan Hanım özel seçildi.

Öğrendik ki İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan için ev inşa edilmiş.

Sonra bu durumu bilip, yazmadıklarını söyleyen bazı isimler, “E, artık duyuldu. Detayları verebiliriz” deyip, sosyal medyada normal bir hadiseymiş gibi bahçeli evin özelliklerini paylaşmaya başladılar.

Ama…
Hangi hukuki gerekçeyle yapıldığına ilişkin bilgi yok.
Ya önemsemiyorlar.
Ya da bu soruyu, cevabını bildikleri için sormak istemiyorlar.

Ev şöyleymiş:

İki katlı, 250 metrekare kapalı alandan oluşan bir yapı.
Bu alandan daha büyük bir bahçe.
Mutlaka bahçe duvarları da yapılmıştır.
Ve her türlü iletişimi sağlayabileceği teknik altyapı donanımı…

Ancak…
Öcalan oraya taşınmamış.
Bilenlerin iddiasına göre statüsünün onaylanmasını bekliyormuş.
Yani…
Konumunun yasal olarak netleştirilmesini istiyor.

Mekânın kurgusunu zihnimde canlandırabiliyorum.
Ama…
Hukuki dayanak sağlanarak bir adet fotoğraf paylaşılabilse, “yok” denilen yerin manzarasını da görmüş olurum.

Böyle bir inşaat iddiasına yakın zamanda bir yalanlama Adalet Bakanı’ndan gelmişti.
Gazeteci Meclis’te:
Adada Apo’ya ev mi yapılıyor?” diye sordu.
Akın Gürlek:
Orada öyle bir şey yok” dedi.

Tarih, Dünya Şaka Günü idi.
1 Nisan 2026.

Konuşan sorumlu bir bakan olunca doğru söylediğini düşünüyorsun. Kendi adıma beklentim en azından o yönde oluyor.
Ya da…
İkinci bir seçenek var:
Gerçeği o da biliyordu. Doğal olarak siyasi ve hukuki sorumluluk üstlenmek istememiş olabilir.

Artık evin varlığını öğrendik.
Yalanlama geleceğini düşünmüyorum.

Peki, bu ev meselesi daha önce gündeme gelmiş olabilir mi?

Google’da araştırdım.

16 Nisan 2025 tarihinde, Ümit Özdağ kişisel yaşam alanı diyerek dillendiren ilk isim olmuş. İçerikte inşaattan bahsedilmiyor.

Onunki siyasi bir öngörü de olabilir.

İnşaat ve eve yönelik ilk somut haberse 21 Nisan 2025’te Sözcü gazetesinde Özgür Cebe imzasıyla yayımlanıyor.

Aylar sonra 17 Aralık 2025’te aynı gazete “konut bitmek üzere” diyor.
Bakanlığın ilgili kurumu “yok öyle bir şey” diyerek haberi ilk yalanlayan oluyor.

Anlatmak istediğim şu:

Ev meselesi nereden baksan 17 aydır gündemde. Yapılıyor haberleri, yalanlamalar…
Ve
Artık bitmiş olduğunu da öğrendik.

Önemli bir soru aklıma takıldı:

Müebbet hapis cezası uygulanan birine böyle bir ayrıcalık hukuk devletinde mümkün olabilir mi?

Olabilmesi için:

İnfaz koşulları değişmeli.
Hukuki dayanak olmalı.
Aksi durumda…
Siyasi irade bir şey istiyor diye hukuk eğilip bükülemez ki!

Tam bu tartışma yaşanırken kovuşturması devam eden Ekrem İmamoğlu’nun içemediği çay haberi karşıma çıktı.
Başsavcılık, o ve diğer tutuklulara duruşma aralarında çay ve kahve servisi yapılmasına yönelik yasal bir dayanağın olmadığını açıkladı.

Kilit ifade:

Yasal dayanak.

Tuhaf bir hukuk sistemimiz var:

Halen yargılaması süren birilerine yasal dayanağı olmadığı için çay ve kahve bile verilmiyorken…

Ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla yatan bir terör örgütü lideri için gizli tutularak bahçeli bir ev yapılabiliyor.

Hukuki dayanağın hâlâ ne olduğu bilmiyorken…

Merak ediyorum, bu tablo topluma nasıl anlatılabilir?

Sonuçta tutarsızlıkların toplum içinde tayfunlar, boranlar, kasırgalar yaratacağına ihtimal vermiyorum.
Ne var ki toplumun tepki göstermemesini rıza olarak da değerlendirmemek gerekir.
Çünkü ülkede gösterilen tepkiye karşı ödenen bedel korku duygusunu büyütüyor.
İnsanlarda içine atmak gibi bir alışkanlık gelişti.

Evet!
Silahların susmasını…
Terörün bitirilmesini istiyorum.
Ama…
Gizlice.
Sessiz sedasız değil; pazarlıkları öğrenerek, yol haritasını bilerek.

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Devlet Bahçeli, iktidarın açıklığa kavuşturmak istemediği bu konuyu neden şimdi gündeme getirdi?

Bu, iktidarın elini rahatlatan bir açıklama mıdır?
Yoksa…
Köşeye sıkıştıran bir çıkış mıdır?

Ancak…
Yeni durumun çok sorular ürettiği de açık:
Erdoğan ne düşünüyor?
Adalet Bakanı ne diyecek?
Öcalan’ın sabırla beklediği konum ne?

Eğer toplumun güven duyması isteniyorsa, önce ne yapıldığını da anlatmak gerekir.

Bu yapılmaz ise barış hedefine sağlıklı ulaşılamaz.
Devlet Bahçeli suyu bulandırdı.
Merak ediyorum iktidar bu suyu nasıl berraklaştıracak?

12 Eylül 2026

  • 6

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak