“Sandığa gitmek artık kandırmaca!”
Arkadaşım haksız değil. Muhalefet ve iktidar tarafında yaşananları izledikçe zihnine yerleşen bu düşünceyi fazlasıyla normal karşılıyorum.
Belki sen bile benzer şu tespiti yapıyorsundur:
Güçlü olan, sandıktan çıkan sonucu daha sonra gerekçeler öne sürerek lehine değiştirebiliyorsa sandığın ne anlamı kalıyor?
Bu karamsarlığı reddediyorum.
Arkadaşıma dediğim gibi:
“Belki amaç bu!”
Ülkede “mümkün değil” dediğim neredeyse her şey gerçekleşiyor.
Bu da iktidarda kalabilmek için hazırlanan geniş açılı siyasi senaryonun aşamalarından biri neden olmasın?
Yıldırmak.
Umutsuzlaştırmak.
Sandıktan uzaklaştırmak.
Katılımı düşürüp, tekrar kazanmak.
Final sahnesindeyse kameralar önüne geçip şöyle diyebilmek:
“Türkiye kazandı… Demokrasi kazandı…”
Demokrasinin yolunun transferlerden, hakiki sebebini tam bilmediğim sessiz sedasız el sıkışmalardan geçmediğini bilecek kadar yaş ve tecrübeye sahibim.
Değişim umudu yok sayılmaya çalışılıyor olabilir.
Ola ki sandık gününün heyecanı törpülenmek isteniyordur.
Ben, gücüm yettikçe o pazar geldiğinde yine erkenden görevimi yerine getireceğim.
Oyuma son nefesime kadar sahip çıkacağım.
Sebebini basitçe anlatmak istiyorum.
Bir buçuk yıldan fazladır, CHP’den AKP’ye durudurulamayan bir geçiş var.
İktidarın ülkeyi iyi yönetmesinden mi?
Durumlar ortada. Böyle düşünebilmek için somut şeyler olması gerekiyor.
Bana göre yok. Cevabım tabii ki hayır.
Peki, ana muhalefet aleyhine gelişen bu işin sonu nereye varır?
Üsküdar’ın nasıl alındığı yazılıp çizilirken; yaşanan süreci tek bir kelimeyle bile özetleyebilirim!
Ama…
Hiç gerek yok.
Başımı derde sokmak da istemiyorum.
Bu arada niyet de okumayın; belli mi olur belki güzel bir şey yazacağım.
Her neyse…
Dün okudum.
CHP’li olan İzmir Foça’nın belediye başkanı AKP’ye geçiş yapmış; sessiz sedasız.
İstanbul Bahçelievler’de de
birkaç CHP’li meclis üyesi ikna edilip iktidar safına katılmışlar. Orada çoğunluk artık Cumhur İttifakı’nda.
Sandıkta kazanılamayan yerler, kuvvetli ikna yöntemiyle alınıyor.
Artık nasıl bir ikna yöntemiyse!
Bu yöntemi iktidar çok sevdi. İçine de siniyor. Dayanakları da açık:
“Siyasetçiler gerçekleri görüyor. Tercihler değişiyor.”
İyi de kan kaybındaki muhalefet ne yapıyor?
Kendiyle hesaplaşıyor.
Kavganın nedeni bence iktidara gelmek asla değil.
Varsa bile emin olamıyorum.
Esas mesele ana muhalefet kim olacak?
Kayyumlu CHP zaten etliye sütliye iştirak etmiyor. Oradakinin derdi koltuğunu
kaptırmamak.
Öyle ki akşamları parti koltuğunu yüzü kızarmasa evine götürecek.
Özgür Özel’li Yeni Parti ise hem rakip olan kardeşlerine pabuç bırakmak istemiyor hem kan kaybını durdurmaya yönelik eylemler yapıyor.
Mitinglerin de artık ilkler kadar etkili olduğunu düşünmüyorum:
Normalleşti.
Etkin ve sürdürülebilir bir itiraz göze çarpmıyor.
Sırf kalabalık toplayıp, üç beş laf söyleyerek ortalıkta varlık göstermek çok bir şey ifade etmiyor.
İktidar da caydırıcı etkisi olmayan bu performanstan belli oldu ki güç alıyor.
Özel ve partisi pasif görüntü sergilerken, iktidar bloğu her defasında çıtayı yükseltiyor.
Sana soruyorum:
Çıta bundan sonra nereye kadar yükseltilebilir?
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yönetimi değiştirilebilir mi?
Kafaya koyulursa neden olmasın!
Ya da…
İzmir’de benzer bir tablo yaratılabilir mi?
Olur.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi iktidarın eline geçebilir mi?
Kim, nasıl durdurabilir?
Tutuklu İmamoğlu’na herhangi bir davadan siyasi yasak gelirse, yandı gülüm keten helva…
İstanbul’daki hareketliliğin nihai hedefinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Bunu görememek büyük saflık olur.
Bugün değil.
Fakat…
Yakın bir gelecekte bu gözler bunları görecek, kulaklar işitecek.
Baksana!
Bunları sıradan olaylarmış gibi ne kolay yazabiliyorum.
Çoğunluk susuyor ve izliyor.
İnsanlar sadece gölgelerde fısıldaşarak konuşuyorlar.
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Güçlü olanın, tartışmaya açık şekilde siyasi ve hukuki gerekçeler sunarak seçimle kazanılmış yönetimlere, seçmenin önüne yeniden sandığı koymadan kendini ataması demokrasi olmasa gerek.
Olsa olsa buna “varmış gibi yapılan demokrasi” denebilir.
Kitlesel itirazların sesi de korkudan yükselmediği için, derin sessizlik, iktidar tarafından toplumsal rıza olarak kabul görüyor.
Kendini atamak ve derin sessizlik!
Bana kalırsa bugünlerde bütün yollar hep aynı adrese çıkıyor:
Sandıktan hangi sonucun çıktığı değil, sınırsız güce sahip iktidarın ne istediği belirleyici oluyor!
11 Eylül 2026

HAKAN
Fatih bey selamlar öncelikle şunu söyliyim sen televizyonlarda veya başka yerde düşünceni fikrini söyliyemiyor bu şekil yazışmalar yapıyorsan zaten bu ülkede ne demokrasi nede özgürlük kalmıştır. Benim korkum seçimlerde herkez oyunu kullanıp ta A Parti B parti muhalefet bir parti kazansa ve kabul edilmese ve tekrar şimdiki iktidar gelirse kim ne yapabilir.? Kime neyi ispat edecen sandıkta hile derler vs. Kazandıda ne oldu dişini gösteren içeride. Bir mucize olmadıktan sonra ülke böyle devam eder. 🤔