Eli Öpülesi Kadınlar

150 150 Fatih Portakal

Armağan, “Bugün ne yazacaksın?” diye sordu.

“Henüz karar vermedim” dedim.

Devamında:
“Filenin Sultanları’nı yazmayacak mısın?” dedi.

Bir an duraksamışım.
“Onları daha yeni yazdım” diye karşılık verdim.

27 Temmuz’da Sultanları yazmışım.
Milletler Ligi şampiyonluğunun ardından içimde yoğunlaşan duyguları anlatmışım.

Armağan itiraz etti:

“Tamam ama şimdi başka bir hikâye yazdılar. Avrupa şampiyonu oldular. Sen ekranda haber sunuyor olsaydın bu haberi vermeyecek miydin?”

Haklıydı.
Tabii ki, paylaşacaktım.

Bazen böyle olabiliyorum.
Önümde bağırıp duran habere karşı körleşebiliyorum.
Belki de tekrara düşmeyi sevmiyor olmamdandır.
Yeni bir yaklaşım bulmam gerekiyor.
Sen, yazıyı okuyup bitirdiğinde o bakış açısını hissetmen önemli.
Belki de günlük yazı planlamamda yaşanan ani bir değişikliğin yarattığı zorluktur.

Hâlbuki!

Filenin Sultanları için başarılar birbirini izlese de…
Her seferinde geride başka bir hikaye bırakıyorlar.

Parkede, bu kez İtalya efsanesini devirip, üst üste ikinci kez Avrupa’nın en iyisi oldular.

Soruyorum kendime bu hikaye yazılmaz mı?

Kaptan Eda Erdem’in dediği gibi Avrupa’nın başkenti dün İstanbul’du.
Geriden geldiler.
Düştüler.
Ayağa kalktılar.
Ama…
Vazgeçmediler.

Maçın sonunda TRT spikeri Cüneyt Kıran, Atatürk’ün o sözünü hatırlattı:
Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir.”
Bence mücadelenin bundan daha güzel bir özeti olamazdı.

Esas görülmesi gereken duygu seli maç bittikten sonra yaşandı.
Bayrağımız göndere çekilirken Trinidad doğumlu Sinead Jack-Kısal gözyaşlarını tutamadı.
Hatta İstiklal Marşı’nı da biliyor.
Öyle güzel okudu ki…
Duygulanmamak elde değildi.

Her ekip oyununda bir lider vardır.
Adına kaptan deniyor.
Kaptan:
Takımı sırtlar.
Motivasyonu yüksek tutmak zorundadır.
Cesaretli ve adaletli olmalıdır.
Eda, aynı soy ismi gibi tüm bu özelliklere sahip bir kaptan olduğunu gösterdi.

Kurduğu cümle çok şey anlatıyordu:
Biz bugün sadece şampiyonluk kazanmadık. Cumhuriyetin bize açtığı yolda, Türk kadınlarının neler başarabileceğini bir kez daha gösterdik.”

Kupayı kimlere mi armağan etti?
Bütün kız çocuklarına…

İki şampiyonluk.
İki kupa.
Başarının taçlandırılması.

Ama…

Kaptanın sözleri başlı başına bir yazı konusu.
Kadınların bu zaferi, anlamakta zorlananlara çok daha fazlasını anlatıyor:
Kadın olmanın zorluğunu…
Cumhuriyet kazanımlarının kadına açtığı yolun değerini…
Ve…
Laik ilkesinin hayatın içinde yaşatılmasının ne kadar önemli olduğunu hissettirdi.
Çünkü laiklik, kadının eğitimde, sporda, sanatta, çalışma hayatında ve toplumun
her alanında özgürce var olabilmesinin güvencesidir.

Üstelik…
Tekrar eden zaferler, sırf Türkiye’ye verilmiş bir mesaj da değil.

Hayatın gerisine itilen…
Kakılan…
Yokmuş gibi davranılan…
Nasıl yaşayacağına başkalarının karar verdiği ilkel kalmış toplumlara da iletilen güçlü bir cevap.
Özellikle de içinde bulunduğumuz coğrafyaya…

Bu yüzden asıl güç, ulus olma bilincine ulaşabilmektir.
Erkek ve kadının eşit yurttaş kabul edilmesi büyük bir kazanımdır.
Çünkü kadınlar özgürleşirse ülke özgürleşir.
Kadınlar başarırsa, arkalarında yürüyen binlerce kız çocuğu da cesaretlenir.

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Filenin Sultanları cesareti fazlasıyla bulaştırdı.
Sadece kupaları kaldırmadılar.
Cumhuriyet’in kendilerine açtığı yolu daha da genişlettiler.

Şampiyonluk onlara çok yakıştı.
Onların sayesinde bize de…

Şimdi kazanılması gereken son bir başarı daha var:
2028 Los Angeles Olimpiyatları’nda altın madalya…

Bu eli öpülesi kadınlar bunu da başarır.

7 Eylül 2026

 

 

  • 3
1 yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak