Omurga’ya en son yazımı 15 Eylül’de koymuşum.
Üç gün geçmiş.
Tabii ki uzun bir süre değil.
Ama…
Aşağı yukarı her gün yazıp siteye koymaya alışınca kendimi eksik hissettim; sorumluluğumu yerine getirmemişim gibi…
Bunun için haklı bir nedenim var:
Sağlık.
Daha doğrusu sağlığım.
2010 yılından beri sağlık kontrollerimi yılda bir defa düzenli yaptırırım.
O yüzden sağlam bir sağlık arşivine sahibim:
Kan değerlerim.
Şeker.
İnsülin direnci.
Karaciğer ve böbrek fonksiyonları.
İç organlarım.
Kafa durumu.
Daha çok şey…
Artık yıllar içerisindeki değişimleri rahatça gözlemleyip kendi başıma yorumlayabiliyorum.
İki ay öncesinden kendime tarih belirledim.
Bu hafta iki günümü sırf sağlığıma ayırdım.
İlk gün tüm kan testleri ve uzman doktorlar tarafından kontrol edildim:
Kalp.
Üroloji.
Ultrason.
İkinci gün kolonoskopi ve endoskopiydi.
Yani bağırsaklara ve mideye baktırdım.
İşlemi kolay.
Ancak…
Bağırsak temizliği birazcık zahmetli.
Bir de 36 saat kadar zorunlu aç kaldım.
Olsun..
Önce sağlık.
Bu arada aklında bulunsun kolon rahatsızlığı dünyada ve Türkiye’de tanı sayısı bakımından üçüncü sıradaymış onu da öğrendim.
Doktorumun ön görüşmede söylediği sözleri senle paylaşmak istiyorum.
Hafızanda bulunsun.
“Biz hekimler, insanların yalnızca hastalandıklarında değil, önlem almak için de gelmesini isteriz.”
Çok şükür.
Bu senenin sonuçları da genel olarak fena gelmedi.
Ufak tefek şeyler var…
Ama…
“Büyütülecek meseleler değil.” dedi doktor.
Eve geldiğimde sağlık arşivimle karşılaştırdım.
Memnuniyet vericiydi.
Nedenini şunlara bağlıyorum:
Beslenme alışkanlıklarım ve şeklim.
Kendi ağırlığımla düzenli spor yapmam.
Yüzmek ve yürüyüş.
Zararlı alışkanlıklara karşı mesafeli duruşum.
En önemlisi beyin ve bedenimin gerginlikten uzaklaşması.
Çünkü ruhsal baskı azaldıkça beden rahatlıyor.
Bunu net hissediyorum.
Zamanın akışını kendim yönetmeye başladığımdan beri mükafatını, hastane kapısından daha hafif adımlarla çıkarak alıyorum.
Ödülüm, mutluluk veren bir ruh hali oluyor.
Hastane koridorlarında…
Hekimlerin odalarında geçirdiğim iki gün bir şeyi daha düşündürdü bana…
Doktorumun dediği doğru:
“İnsan sağlıklıyken bile vücudunu ihmal etmemeli.”
Sahip olduğun nesnelere gösterdiğin ilgiyi bedenine fazlasıyla göstermelisin.
Sağlık, bir de hastane binasıyla ilintili bir durum değil.
Oradan alacağın bir haber hayatını etkiliyor.
Haberler tatmin ediciyse moralleniyorsun.
Kötü şeyler söylendiğinde eve taşıyorsun.
Sofrana oturuyor.
Başını yastığa koyduğunda birlikte uyuyorsun.
Yaşamının her anında seninle birlikte var olmaya başlıyor.
Kafa ona takılıyken yediğinin tadını alamıyorsun.
Gittiğin yerin keyfini çıkaramıyorsun.
Ve…
Hayatının değerini sorgulamaya başlıyorsun.
Baktım.
Yine sorgulanacak…
Üzerine yazılacak çok şeyler birikmiş güzel ülkem ve dünyada:
Hız kesmeyen LGBTİ+ operasyonları.
Engellenen sosyal medya hesapları.
Çöken borsa.
Mağdur olan yüzbinlerce yatırımcı…
Mazotun litresi 100 Lira’yı geçmiş.
Savaşlar…
Yapay zekada kontrolü kaybetmemek için insanoğlunun önünde sadece bir yıl kaldığı iddia edilmiş.
Çok çok daha fazla haber…
Yazılmayabilir.
Ya da hepsi bekleyebilir… Bugünse kelimelerim önce sağlığa aktı.
“Her şeyin başı sağlık” demek kolay.
İfadenin hakkını vermek gerekiyor.
İyi de ülkede kaç kişi iki gününü benim gibi sağlık kontrollerine ayırabiliyor?
Sağlığına sigorta yaptıranların sayısı ne kadar?
Kaç kişinin bütçesinin içinde sağlık harcaması öncelikli giderler arasında?
Koruyucu ve önleyici sağlık hizmetleri keşke herkes için erişilebilir olsa… O zaman çok daha mutlu ve sağlıklı bir toplum oluruz.
İmkanın varsa sağlığını kesinlikle erteleme.
Çünkü sağlıklı kalabilmek insanı mutlu ediyor.
Mutluluk morallendiriyor.
Yükselen moralse yaşama daha sıkı sarılmana sebep oluyor.
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Kafam iki gün öncesine göre daha rahat.
Bedenim daha enerji yüklü.
Şimdi önüme bakıyorum.
Seneye bu vakitlere kadar Allah kerim…
Ben bedenime iyi bakmaya devam edeceğim.
Ha gerisi, ne kadar iyi baksam da elimde olmayan şeyler…
Bunu da iyi biliyorum.
18 Eylül 2026

Arzu
🌸🙋🏼♀️🙏🧿