“Mutlu musun?”
Basit bir soru.
Cevabı da aslında basit:
Evet.
Hayır.
Eh işte…
Peki, sana bir soru daha:
“Bu ülkede yaşamaktan mutlu musun?”
İşte bunun cevabı biraz daha zor.
Bence insanın yaşadıklarına, gördüklerine ve hissettiklerine göre cevap değişiyor.
Mesela ben…
Bireysel anlamda mutsuzluğum yok.
Sağlığım iyi.
Huzurum yerinde.
Zaman zaman aksilikler olsa da halledilemeyecek meseleler değil.
Bütçeme göre memnuniyetlerim fazla…
En değerlisi bir şeylerin yoksunluğunu hissetmiyorum.
Ama…
Ülkenin güncel tablosuna baktığımda; evet, mutsuzum.
Böyle yazdım ya!
Şimdi birileri çıkıp şöyle diyecek:
“Ya sev ya terk et!”
Bu bir cevap değil.
Üstelik hiç kimsenin bir başkasına bunu söyleme hakkı da yok.
Çünkü vatandaşlık görevlerimi eksiksiz yerine getiriyorum.
Bu söze pabuç bırakmam.
Bırakmıyorum da…
Peki, neden mutlu değilim?
Çünkü bu ülkede her gün yeni bir olay yaşanıyor.
İnsanlar gergin.
Ekonomi bozuk.
Fakirlik fukaralık dolu dizgin gidiyor.
Daha yazayım mı?
Ahlaki düzen eriyor.
Sokakta insanların neredeyse çoğu burnundan soluyor!
Dokunsan kavga çıkacak.
Kaba olmak veya görünmek normal hâle dönüştü
Her alanda eşitsizlik var.
Öyle bir düzenin içinde yaşıyoruz ki bazen kanunların yetersiz kaldığını düşünüyorum.
Güçlü olanın adaleti her yere hâkim!
Hakkımı arayamayacağım duygusu bende fazlasıyla arttı.
Hele ki ülkeyi yönetenlerle aynı fikirde değilsem…
Kendimi bunalmış hissediyorum.
Garip ama gerçek:
Bireysel mutluluğumun, kendi iradem dışında alınacak bir kararla gölgelenebileceği endişesiyle yaşıyorum kaç zamandır.
Mutsuz olmam için bunlar yeterli değil mi?
Demokrasi kurgusu içinde yönetenlerin hoşgörülü olması gerekir.
Zaten demokrasi toplumlara anlatılırken onun için, “hoşgörü sistemi” denir.
Eleştiriye tahammül gösterilmesi.
Kendisinden olmayanı da dinlemesi.
Devleti yalnızca kendi seçmeninin devleti gibi görmemesi gerekir.
Geçmiş yazılarımda bugünkü idare biçimini “güvenlikleştirilmiş yönetim tarzı” olarak tanımladım.
Yani…
Her şeyi güvenlik meselesi gören, denetim altında tutmaya ve kontrol etmeye çalışan bir yönetim anlayışı.
“Polis devleti” demek istemiyorum.
Hem bu tabir hiç hoşuma gitmiyor hem de yakıştıramıyorum bu ülkeye…
Çünkü bir adım sonrası çok daha fena; demokrasinin tamamen prangalanması demek.
İşte böyle bir ülkede kimileri mutlu, kimileri mutsuz.
Oran vermem mümkün değil!
Elbette herkes aynı duyguyu yaşamak zorunda da değil.
Fakat mutluluk kavramı bana göre, birilerinin mutlu olabilmesi için diğerlerinin mutsuzlaştırılması anlamına gelmiyor.
Mutluluk üzerine bunlara kafa patlatırken meğer evrene mesaj da göndermişim.
Avrupa’da yapılan bir araştırma karşıma çıktı.
Geo Mapped adlı platform, Dünya Mutluluk Raporu’nun verilerinden yararlanarak Avrupa’nın hayat memnuniyeti haritasını hazırlamış.
Haritada 39 Avrupa ülkesi yer alıyor.
Hayatından memnunsan 10, değilsen sıfır puan veriyorsun.
Mutluluk derecene göre puanlama yapıyorsun.
Finlandiya; en mutlu olan insanların ülkesi.
Ne kadar şanslılar değil mi?
Sonra Danimarkalılar geliyor.
Onlar da stres katsayısı düşük toplumlardan.
İzlanda, İsveç mutlu diyarlar.
Ya Türkiye?
Neticede bir Avrupa ülkesiyiz.
Ya da…
Öyle olduğumuz söyleniyor.
Lafı uzatmayayım.
Ülke mutluluk sıralamasında 38’inci sırada; sondan ikinci.
Tabii, dibin bir üstünde yer alınca sonuncu ülkeyi merak ettim.
Senelerdir savaş halindeki Ukrayna’ymış.
Durum bu!
Yazımın başında sorduğum sorumu şimdi biraz değiştirerek tekrar sormak istiyorum:
“Bugün, hayatındaki memnuniyetine 10 üzerinden vereceğin puan kaç olur?”
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Asıl muhataba sorulması gereken başka soru da şu:
Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten AKP bu konuda ne düşünüyor?
Toplumun mutlu olduğuna mı inanıyorlar?
Yoksa…
Var olan derin mutsuzluğun konuşulmamasını mı tercih ediyorlar?
Yapılması gereken basit.
Ama…
Yapılmıyor.
Sadece işini yapmak:
Adaletin gücünü tesis etmek.
Ekonomiyi düzeltmek.
Kendisinden olmayanı düşman gibi görmemek.
Mutsuzluğun sesine kulak vermek.
Yapar mı?
Şimdiye kadar yapmadı.
Bundan sonrası için de…
Çok ümitli değilim.
Bu demek oluyor ki imrenerek bakmaya devam edeceğim.
21 Eylül 2026

Yorum Yaz