Karar verdim.
Hayatımdan haberleri şutluyorum.
Bugün bilinçli habersizlik moduna geçtim.
Ülkemde ve dünyada ne olup bittiğini öğrenmeden yaşamanın, nasıl bir duygu olduğunu test edeceğim.
Bu sayede merakımı da gidermiş olacağım.
Diyebilirsin:
“Keşke başka bir şeyi merak etseydin!”
Eğer böyle söylüyorsan, bu alaycı yaklaşımına kuvvetle itiraz ederim.
Çünkü tek tip değiliz.
Aynı da düşünemeyiz.
Unutulmasın ki kişiyi kendi yapan ortaya koyduğu farklılıklardır.
Ama…
“Neden?” diye sormak tabii ki hakkın.
“Neden haberleri bilmek istemiyorsun?”
Cevabını hem biliyorum hem de bilmiyorum.
Farkındayım tuhaf bir ifade oldu.
Bilmiyorum.
Çünkü haberlere bakmadan geçireceğim üç günün sonunda kendimi nasıl hissedeceğimi ilk defa deneyimleyeceğim.
Mutlu.
Mutsuz.
Huzurlu.
Huzursuz.
…
Ve biliyorum.
Çünkü haberleri öğrendiğim zaman ruhumda oluşan taşıması zor ağırlığın farkında olan biriyim.
Umutsuz hissetme döngüsünden birazcık uzaklaşmak istiyorum.
Bu ülkede nefes alıp veren, “gündem” denilen haberler sarmalını takip eden herkes, ne demek istediğimi anlamıştır.
Bu kez içimden yükselen “Bir de habersiz kalmayı dene bakalım” diyen sesi dinleyeceğim.
Daha önceleri yazdım. Haberleri en çok sosyal medyadan, özellikle X’ten takip ediyorum.
Televizyon karşısında vakit geçirmek artık zaman kaybı gibi geliyor bana…
Lafın yeri gelmişken, haber sonrası yorum yapmak bazılarının üzerine de hiç oturmuyor.
Sıkıcı ve ekrandan kaçırıcı buluyorum o tipleri…
Bu, bugünün değil, başka bir zamanın yazı konusu.
Her neyse…
Oradan buradan öğrendiğim olaylar, o an silinip beynimden kaybolmuyor.
Uçup gidiyormuş gibi olsa da kaybolmuyor.
Mutlaka bir yerden patlak veriyor.
Yaşamımın bir anında öfke, sıkıntı ya da çaresizlik olarak karşıma çıkıyor.
Kendime bunun için 72 saat süre verdim; perşembe akşamı 7’ye kadar.
X’e bakmayacağım. Başka yerlerde çıkan haberlere gözümün ucu bile kaymayacak.
Dünya yansa ilgilenmeyeceğim.
Evet, biraz abarttım.
Kim gözaltına alınmış?
Hangi belediyeye operasyon düzenlenmiş?
Hangi topluluklar linçe uğramış?
Hangi gazeteci tutuklanmış?
Hangi kanal basılmış?
Kim parayı götürmüş?
Hangi mafya kiminle hesaplaşmış?
Bir kadının daha eziyetle öldürüldüğünü.
Bir çocuğun daha istismara uğradığını okumayacağım.
Hayat pahalılığının hazin öykülerine bakmayacağım.
Bunlar ülkemde çok yaşandığı için yazmak dahi tuhaf hissettiriyor.
Aslında “Öğrenmek istemiyorum” demek kolay olan bir şey değil.
Beynin komut verdiği elin tıklamasına gönüllü yasak getirmek kolay olamayacak.
Yine de kararımda ısrarcıyım:
Üç gün boyunca haber alma hakkımı kullanmayacağım.
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Şimdiden kesin hüküm veren cümleler kurmayacağım.
Endişesiz ve daha rahat olacağımı düşünüyorum.
Ama…
Huzur veren bir rahatlık mı, işte bunu öğrenmek istiyorum.
Perşembe günkü yazımda bir şeyler bilmeden geçen üç günümü anlatacağım. Duygularımı, gönüllü cahilliğimi, düşüncelerimi, bedenimin halini…
Yaşananlardan bihaber olmak bana iyi gelecek mi?
Yoksa…
Bilmemek vicdanımı huzursuz mu edecek?
Görelim bakalım.
Bu kez haberi değil, kendimi merak ediyorum.
19 Ekim 2026

Faysal küçükaslan
Sayın Portakal, ben kendimi bildim bileli çok zeki geçinen ya da tam tersi salak ayaklarına yatan tiplerden nefret ederim. Hep biraz kırık, farklı insanları sevmişim. Bence siz benim sevdiğim biraz kırık, ama zeki insan tipisiniz. İnanın şua an yaptığınız şeyi daha önce aklimdan gecti fakat bir türlü hayata getiremedim. Sizin perşembe yazınızı dört gözle bekleyecem. Fikrinizi, duygu ve düşüncelerinizi analiz edecem ve en kısa zamanda bende deniyimleyecem. Kalın sağlıcakla.