Mesaj Net!

150 150 Fatih Portakal

Geriye dönüp baktığımda, 2022 yılının Ekim ayında onca tartışmayla çıkarılan o yasayı şimdi daha iyi anlayabiliyorum.

İktidar “dezenformasyonla mücadele” ismini vermişti.
İtiraz edenler “sansür yasası” demişti.
Kanun maddesineyse “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu olarak yazıldı.

Mesele yalnızca yazmak ya da konuşmak değil. Henüz söylenmemiş veya yazıya dökülmemiş düşüncelerden dahi endişe edilir hale gelindi. Mesele artık korkunun düşünceye kadar uzandığı bir noktaya vardı.

Yaşananları görünce, “Demek planlanan buymuş” diyorum kendi kendime….
Hatta bu cümleyi yazarken bile acaba ile yazıyorum.
Beni daha telefonumun tuşlarına basmadan yoran şey bu:
Düşüncenin kafatasının içinde tutsaklaştırılmak istenmesi.

Yalan haberi…
Yahut.
Bilerek yanıltıcı haberi…
Aklı başında hiçbir gazeteci yapmaz.
Bilerek yapanınki ise kepazeliktir.
Zaten onun da savunulacak tarafı olmaz.

Ama…

Ya bir iddiayı dillendirmek?
Gerçek bilgiye ulaşmak için muhataplara sorular sormak…
Kamuoyunun dikkatini çekebilmek için hem toplum hem toplumun bir ferdi olarak meslek adına sorgulamak…

Bu zor zamanlardan geçerken henüz daha zihnimin içinde tutsak etmediğim bir soru var:
İddia kelimesini kullanmak bile
bireysel özgürlük adına artık güven vermiyorsa, cümle nasıl kurulacak?

Zaten cümlenin kurulması istenmiyor ki…

Peki, sonrası ne olur?
Onu da kendime engel koymadan hemen yazayım:
Kelimeler azalır.
Zaman içinde cümlelerden vazgeçilir.
Sorular sorulmaz hale gelir.
Dahası bazı konulara artık hiç girilmez.

İşte sistematik olarak yapılmak istenenin bu olduğu kanaatindeyim.
O da:
OTOSANSÜR!

Kimse yazını kaldır demeden; kelimelerine yasak koymak, cümlelerini hafızadan silmek…
İyi de Anayasa’daki düşünce ve ifade özgürlüğü ne olacak?

Düşündüğümü konuşamıyorsam bu özgürlük neyime yarayacak?

Bugünden iktidarın geçmişte attığı adımlara dönüp baktığımda her şeyi daha iyi kavrayabiliyorum.
Bilinçli düzenlemeler…
Her biri bağımsız uygulamalar gibi görülse de hedef belli.
Konuşulabilecek, yazılabilecek, söylenebilecek alanı her defasında daraltmak.

Ayrıca bendeki bir izlenim de şu:
Meselenin sadece bugünü yönetme gayretiyle sınırlı olduğunu düşünmüyorum. Seçime kadar uzanan katı bir sürecin yaşanacağı fikrindeyim.
Olumsuz haberlerin azaltılması,
iddiaların konuşulmaması, zor soruların önüne geçilmek istenmesi…

Bunlar iktidarın yürüyüşünü kolaylaştıracak.

Bir de olay sırf otosansürle sınırlı kalsa iyi.
Tutuklanma ihtimali…
Adli kontrol…
Ev hapsi…
Her biri bahsettiğim bütünün tamamlayıcı unsurları.
Hukuken her biri farklı uygulamalar…
Ama…
İnsanda bıraktıkları tahribat çok ağır.

Düşünsene…

Düşünce dile getirilmiş.
Yönetenlerin hoşuna gitmemiş.
Her seferinde endişe verici durum şu:
İfade edilenler “halkı yanıltıcı bilgi” diye değerlendirilir mi?

Olası cezalar da yasa olarak mevcut.
Cezaevine konsan dört duvar arasındasın.
Bırakılacağın gün sayısı belli değil.
Adli kontrol uygulansa gidip imza verme zorunluluğun var.
Bölük pörçük bir yaşam.
Ayağına elektronik kelepçe takılsa ev içinde zorunlu bir kapanmışlık.
Kapı var.
Ama dışarı adım atamıyorsun.
Sokakta akan hayatı pencereden bakarak takip ediyorsun.

Gidişat…
Bir süre sonra bana göre, kanımca, düşüncem, bence gibi kişisel kanaat bildiren ifadelere de sıranın geleceğini hissettiriyor.
O yüzden bunlar suç unsuru görülmeden diyorum ki:
Bence mesaj net:
İstemediğim konuları uzatırsan özgürlüğünü kısıtlarım.
Ona göre ayağını denk al.

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Düşünmeden edemiyorum. Böyle bir durum nereye kadar sürecek?
Daha ne kadar az konuşulabilir?
Kaç kelimeden, kaç cümleden daha ne kadar vazgeçilebilir?

Esas endişem, vazgeçilen bu şeyler insana düşünmeyi de unutturmaz mı?

Aslında yapılması gereken belli.
Korkuyu büyütmemek, üzerine kararlılıkla gitmek.
Gerisi ise artık tevekkül işi!

Ben verilmek istenen mesajı böyle okuyorum.
Ama…
Hayatımı bu mesaja göre şekillendirecek değilim.
Çünkü düşündüğümü söylemekten vazgeçersem kendim olmaktan da vazgeçerim.

12 Ekim 2026

 

  • 8
1 yorum
  • S.Füsun Umarlar
    REPLY

    Yazdığınız herşeyde o kadar haklısınız ki sizi ekrandan devamlı izleyen ve yazılarınızı okuyup takip eden biri olarak bu otosansürlerin siz özgürlüğünüze düşkün gazetecileri ne kadar üzdüğünü anlayabiliyorum bizler de çok üzülüyoruz inşallah düzelir ama bilemiyorum artık nasıl olacak demem o ki siz gene arka taraflarda da olsa yazın yazılarınızı bizler mutlu olalım 🌺

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak