Yazılarıma çoğunlukla “makale” diyorum.
Ama…
Bazılarının deneme tarzında olduğunu düşünmüyor da değilim.
Hatta zaman zaman bunlara düşünme denemeleri de diyorum.
Sonuçta her yazım bir olaya dayanıyor. Önce geniş bakış açımı belirliyorum.
Sonra minik dar açıları düşüncelerimin içine yerleştiriyorum.
En çok zaman harcadığım kısım, ilk cümle…
Arkası zaten kendi geliyor.
Meselenin insana, topluma, vicdana dokunan tarafını fazlasıyla sorguluyorum.
Yapmam gerekenin bu olduğuna inanıyorum. Sorularımın zamansız olması için ciddi kafa patlatıyorum.
Her şeyi bilen biri değilim.
Böyle bir iddiam olmadı.
Zaten zorunluluğum da yok.
Genelde şöyle düşünürüm:
Neden her şeyi bileyim ki?
Ama…
Meraklıyım.
Bazen karşımdakini bunalttığımı görsem de bu yanımı seviyorum.
Merak, beni düşünen bir insan yapıyor.
Soru sorduruyor.
Öyle ki sana, saçma ya da komik gelebilecek soruları bile yöneltebilirim.
Bir soru.
Düşünme zamanı.
Bir cevap.
Devamında yeni sorular ve cevaplar..
Ekranda da soru sormayı severdim. Bazen, “Cevabını biliyor, ama söyleyemediği için soruyor” derlerdi.
Ancak…
Onların bilmediği şu vardı:
Farklı cevaplar aklıma gelmeyeni getirirdi. Ardından düşünemediğim o fikri izleyenle paylaşırdım.
Yapmak istediğim seni benimle birlikte aktif hale getirmekti.
Omurga’yı takip ediyorsan fark etmişsindir:
Yazılarımda çok soru soruyorum.
Nedeni açık.
Bir ara okumana es verip, senin de düşünmeni istiyorum.
Bilmeni isterim, yaptığım kesinlikle yönlendirme değil.
Benim işim soruyu akla getirip sormak.
Seninki kendi cevabını bulmak.
Hatta cevabıma itiraz etmek.
Çünkü insanın doğru olana ve yanlışa bu şekilde ulaşabileceğini düşünüyorum.
Yani…
Buna bir bakıma kendini sınamak da denebilir.
Tabii, şimdi zihninde cevabını aradığın başka bir soru var:
Bu arkadaş uzun girişi neden yaptı? Yazının geniş bakış açısı ne olacak?
Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’yi kaybettik.
Duayen felsefecinin hayatını ve düşüncelerini anlatan bir yazı okudum.
Ömrünü bilgelik sevgisine (philo-sophia) adamış bir bilim insanı.
Kuçuradi, bilgeliğinde merkeze insanı koymuş:
İnsanın varlığı.
Değeri.
İlişkileri.
Hakları.
Onun yaklaşık 90 yıllık yaşam öyküsünü okurken düşüncelerimin ona olan yakınlığını hissettim.
Mesela:
“Marifet sevmediğiniz insanların da haklarını korumak” diyor hocaların hocası.
İşin özünü:
“Kendi hakkın için sesini yüksek tutarken, ayırım yapmadan başkasının hakkı için ne kadar mücadele veriyorsun?” demeye getiriyor.
Meğer ben farkında olmadan felsefe yapıyormuşum.
Filozof değilim.
Ama…
Hayatın içinde yaşanan olaylara sorular sorarak felsefenin sınırları içinde dolaşıyormuşum.
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Şimdi daha iyi anlıyorum.
Yazılarımdaki bu son bölüm bile aslında bir tür felsefe tadında.
Çünkü soru ve cevaplarla sadece olayı değil, kendimi de sınıyorum.
Önemli olan aklıma ve vicdanıma her seferinde sahip çıkarak; kişinin kimliğine bakmadan, sırf
uğranan haksızlığa odaklanmak.
Kendisiyle hiç tanışmadım.
Diyorum ki:
“İoanna Kuçuradi, iyi ki bu topraklarda yetişmiş.
Düşüncelerini bize aşılamış.”
Toprağı bol olsun.
O soruyu kendime bir kez daha sorarak, onu saygıyla anıyorum:
Biri haksızlığa uğradığında
ben nasıl tavır alıyorum?
3 Ekim 2026

Yorum Yaz