Siyasi Sorumluluk Kimde?

150 150 Fatih Portakal

Siyaset ve din üzerine yazdıklarıyla bilinen bir isim, X’teki paylaşımında dine ve dindarlara duyulan güvenin erozyona uğradığını söylüyor.

Katılıyorum.
Hatta artık erozyon benzetmesi hafif kalır; çöküyor.

İktidarın gayriresmi sözcüsü gibi görülen ya da kendini öyle göstermeyi başarmış bir başka isim, köşesinde “Sürpriz tutuklamalara tanık olabiliriz” diye yazmış.

Belli ki bir şeyler duymuş.
Ama isimleri yazmaya cesaret edememiş.
Ya da…
Sallıyor.

Fon kaosuna ilişkin yazılanları tararken, CHP’li bir vekilden de vahim iddiayı okudum.
Bir damattan.
Bir tersane sahibinden.
Bir bakan yardımcısından bahsediyor.
Ortaya da şu sözü bırakmış:

“Hepiniz oradasınız be!”

Yine isimler yok.
“Hepiniz…” derken, kim onlar?
Herkes zan altında.
Sırf ima var.

Eski bir bürokratın arşivlik sözleri ise bence fon kaosunun merkez noktası:

“Bu yapı siyaset, yargı ve bürokrasiden çok güçlü seviyede destek görüyor…”

Boş bir cümle değil.
Anlaşılan eski bürokrat ancak bu kadar açık konuşabiliyor.
Öyleyse…
Birkaç itiraf…
Birkaç pişmanlık…
Suçun ölçüsü oranında, kimilerinin mal varlıklarına el koymak…
Ve olası tutuklamaları izlemek yetmez.

Bu yapının, gölgelere gizlenen ağa babalarına da ulaşmak gerekir.
Güçlendiren…
Ayağa kaldıran…
Çünkü AK Parti sözcüsünün kurduğu cümlede aşılamaya çalıştığı güven hissi gibi; hiçbir şeyin karanlıkta kalmaması lazım gelir.

Sorum şu:

Herkesin birilerini dolaylı işaret ettiği bu düzen içinde siyasi sorumluluk kimde?
Bu soru sorulduğunda çoğunluk nedense öznesiz konuşmayı tercih ediyor.

Cümleme açıklık getireyim.

Yazılarımda sık sık “düzen yozlaştı” diyorum.
Toplumun yol almasını sağlayan kurallar, kurumlar ve alışkanlıklar “düzen” dediğim soyut kavrama somutluk kazandırıyor.
Sistem oluşuyor.

Buraya kadar sıkıntı yok.

Bir de kurulan bu düzeni yönetenler var.
Gücü, yani yetkiyi elinde toplayanlar ve bunu dağıtanlar…

Mesele burada başlıyor.

Türkiye’de güç ve gücü dağıtan da artık tartışmasız Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Bu yetkiler ona, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ ile verildi.
Sistemde başarı sağlandığında karar alanı göstermek kolay!
İyi de kriz olduğunda siyasi sorumluluğu üstüne alması gerekeni işaret etmek neden zorlaşıyor?

Ülkeyi idare eden.
Yürütmenin kararlarında belirleyici olan.
Kararnamelerle atamalara onay veren.
Eğer Erdoğan ise yaşanmakta olan finansal kaosun öncelikli siyasi sorumluluğu da onda olması gerekmiyor mu?

Hükümetinde göreve getirmeye uygun gördüğü tüm bakanlar ile devlete atadığı tüm liyakatlı bürokratlar da bizim adımıza hesap soracağı isimler değil midir?

Ne acı ki kendimi şu cümleleri yazmaya mecbur hissediyorum:

Siyasi sorumluluğun kimde olduğunu yazmam ne bir suçlama ne de bir suç isnadıdır.
Yaptığım, kendimce bir gerçeğin tespitinden ibarettir.

Şimdi, ne mi olacak?

Günler içinde, “Cumhurbaskanımızın tensipleriyle…” denilerek başlayan istifa dilekçeleri sosyal medyadan da duyurulacak.
Kararnamelerle birileri görevden alınacak.
Çünkü eskilerle yola devam etmek tam bir siyasi intihar olur.
O yüzden yeniler göreve gelecek.
Bir iki yeni düzenleme de yapılabilir.

İyi de düzen devam ederse ne değişir?
Koltukların sahipleri el değiştirir.
O kadar.

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Asıl yapılması gereken ilk şeyin, gücün tek insanda toplandığı bu ucube sistemi değiştirmek olduğuna inanıyorum.

Ya değişim olacak!
Ya da bu çürük düzen aynen devam edecek!

Sistemi değiştireceklerine ihtimal vermiyorum.
Belki minik düzeltmeler olabilir.

O zaman geriye yapılması gereken tek bir şey kalıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açık bir yayınla toplumun karşısına geçip bu bozuk işleyişin sonucu olan fon kaosu için özür dilemesi…
Ardından orada olan kimler varsa hesap sorması…

Bunun olacağını da düşünmüyorum.

Peki, neye mi inanıyorum?

Bu düzen böyle gelmiş böyle gidecek.
Tam da buna inanıyorum.

28 Eylül 2026

 

 

  • 4

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak