Tarafların Tarafları…

150 150 Fatih Portakal

Yazılarımda ilk olarak başlığı atmayı adet edindim. Çünkü hangi konuda, nasıl bir fikrin örgüsünü yapacağımı biliyorum.

Bu kez seni yakalayabilecek başlığı bir türlü bulamadım.

Önce ‘Ne Oluyor Ne Olacak’ dedim.
Sildim.
Sonra aklıma ‘Kalıcı Barış Yakın mı?’ diye bir şey geldi.
İçime sinmedi.
Fay Hatları’nı düşündüm.
Bir şeyleri tam anlatmıyordu!

Yazıyı bitirdim.
Yüksek sesle okudum.
Manşet meğer gözümün önündeymiş:

Tarafların tarafları…

Yeni çözüm süreciyle ilgili bloğum Omurga’da kendimce epey şey yazdım, anlattım.

Bu defa farklı cephelerden bakıp anlatmaya çalışacağım.

Toplumsal barış gibi ortak bir meselenin, Meclis’ten sırf yasa çıkarılarak sağlanabileceğini düşünmüyorum.

Eğer bu bir devlet projesiyse hukuki zemin hazırlanabilir.
Zaten doğal olan da budur.
Siyaset bunun yolunu açabilir. Silahlar yakılabilir.

Fakat…
Toplum hazır değilse arzu edilen barışı inşa etmek kolay olmayacaktır.

Çok ilginç günlerden geçiyoruz.

Yaklaşık 22 ay önce başlayan ve bugün “Terörsüz Türkiye” adı verilen sürecin içinde ilerleniyor. Ancak hâlâ temel bir soru ortada duruyor:

Bu, gerçekten bir devlet politikası mı?
Yoksa…
Ağırlıklı olarak siyasetin yürüttüğü bir süreç mi?
Ben hâlâ emin olmayanlardanım.

Çünkü konu bir iktidarın, bir partinin ya da bir seçimin meselesi olmaktan çok daha büyük. Bahsedilen, Türkiye’nin toplumsal barış meselesi.

Bugünlerde başka bir sorun gölgelerden çıkıp, yüksek sesle konuşulmaya başlandı.
Yalnızca bir taraftan değil, çok taraftan konuşmalar paylaşılıyor.

PKK’lılara kontrollü ceza ertelemesi getiren düzenleme bir süre önce Meclis’te kabul edildi.
Sonrasında bu kadar hararetli tartışmalar olacağı kanımca düşünülmüyordu?

Ateşi yükselten sebepler belli:
Yasanın kendisi.
Öcalan’ın DEM’lilerle yaptığı söylenen konuşma tutanakları.
Parti tarafından kesin yalanlanamayan, sonrasında İmralı’nın el yazısıyla kaleme aldığı iki sayfalık karşı çıkış mektubu.
Hemen arkasından Apo, Kandil heyeti ve devlet yetkilisinin de bulunduğu bir toplantı iddiası.

Devlet bunu reddetti.
Ada sakini de!

Şu an için…
Kafalar karışık.
Ben de ortada olanlardanım.
Tüm yalanlamalara rağmen gerçek olma ihtimalinin yüksek olduğu kanısındayım.
Çünkü okuduğumda bana çok uydurma gelmedi; ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin yol haritası gibiydi.
Hem Türkler hem Kürtler arasında yüksek gerilim yaşandı.
İki tarafın toplumunda da bilgisizlik var.
Bilinçli toplum yaratmak bilgiyle olur.
Tabii, eğer istenirse…

Soruyorum, taraflar kimler?

Bir tarafta iktidar yani devlet.
Karşısında tek muhatap kabul edilen Abdullah Öcalan.

Görünen o ki bu tarafların karşısında duranlar da belirmeye başladı.

Türkler arasında sürece karşı olanlar zaten biliniyordu:
En başta, görüşleri çok dikkate alınmayan şehit yakınları ve gaziler…
Bazı milliyetçi partiler.
Kendini ulusalcı olarak tanımlayanlar.

PKK’nın çeşitli yerlerde kurduğu taziye çadırları ve söylemlerse toplumun sinir uçlarına fena halde dokunmaya başladı.
Bu da taraflaşmayı hızlandıran sonuçlarından biri haline dönüştü.

Bir de benim gibi, toplumun dışlandığını düşünüp kafasında soru işaretleri olanlar var.
Yani “yasadan önce toplumsal güven” diyenler…

Yakın zamanda, sürece mesafeli duran entelektüel kesim de bu gruba eklendi.
Onlardan barış sürecine destek açıklaması gelmedi.
Belli ki sürece güven duymuyorlar.
İlk akla gelen, iktidar tarafından Barış Akademisyenleri’ne geçmişte ödetilen bedel!
Belki de iktidarın oyuncağı konumunda görünmek istemiyorlar.
Projenin henüz toplumsallaşmadığına inanıyorlar.

Son olarak, 53 Alevi isim de tepki gösterdi.

Meğer sürecin diğer muhatabının da karşısında olanlar varmış!
Bunlar PKK dışından yükselen itirazlar:
Örgütün İran’da yerleşik şubesi PJAK, “Fesih kararı bizi bağlamaz” açıklaması yaptı.
Yurt dışında da sürece sert eleştiriler getiren bazı isimler var.
Şüpheli İmralı tutanaklarını ilk duyuran Avrupa merkezli bir siteydi.
Öcalan ve devletten sızmayacağı ihtimalini bir kenara koyacak olursam, DEM Parti içerisinden biri veya bir grubun servis etmiş olabileceği olasığı akla gelmiyor değil!
Ama…
Neticede yalanlandı.
İmralı PKK görüşme tutanakları için de benzer tartışma yaşandı.
Onlar için de “gerçek değil” dendi.

Kimi, Öcalan’ın “davayı sattığını” söylüyor.
Kürt aydın olarak adlandırılan kimi isimler, devletle iç içe geçtiğini…
Hatta devleti arkasına aldı” diyenler bile var.
PKK çevrelerinden “Öcalan ve arkadaşları yarına bırakır ama yanına bırakmaz” gibi tehditkâr ifadeler bile okudum.
Aslında örgütün yapmayacağı şeyler de değil.
Anladığım kadarıyla bu kesim hala bağımsız bir Kürt yapısından yana…

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Süreç, yalnızca Türk tarafındaki itirazlardan ibaret değil. Diğer tarafta da kendi içinde ciddi kırılmaya hazır fay hatları oluşmuş durumda…

Tablo tam şöyle:

Bir taraf “Ne veriliyor?” diye soruyor.
Öte taraf ise “Ne elde edildi?” diye.
Tam bir çıkmaz sokak!

Aşılması gereken o kadar çok engel var ki!
Önemli olan geçici değil, kalıcı bir barışsa her şey açık ve net olmalı.
Mesele terörü bitirmekle birlikte barışın toplumda karşılık bulmasını sağlamak.

Ve ben hâlâ aynı iki soruyu sormayı sürdürüyorum:

Ne oluyor, ne olacak?

3 Eylül 2026

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  • 6
1 yorum
  • Türk
    REPLY

    Meselenin özüne indiğimizde kavramsal olarak çok daha radikal bir sorgulama yapılması gerektiği kanaatindeyim. Belki bana “eski kafalı” diyebilirsiniz; fakat ben hâlâ “Hangi savaş, kimin savaşı ve neyin barışı?” sorusunu sormaktan vazgeçemiyorum.
    Dünya siyaset ve güvenlik literatüründe bir devletin terörle mücadele etme biçimi nettir: Devlet, egemenlik hakkını kullanarak terörün başını ezer. “Savaş” kavramı, uluslararası hukuka tabi iki eşit devlet arasında gerçekleşir; eli kanlı bir terör örgütü ya da it kopuk sürüsüyle savaş yapılmaz. Dolayısıyla, meşru bir devlet ile bir terör örgütünü aynı masanın “tarafları” kılıp “barış” kavramını kullanmak, en başından kavramsal bir sapmadır.
    Ne yazık ki geldiğimiz noktada; ilkelerden ziyade kısa vadeli siyasi ikballerin, oy hesaplarının ve rantın kazandığı bir denklem izliyoruz. Şeffaflıktan uzak, toplumun sinir uçlarıyla oynayan ve barışı sadece yasal bir prosedüre indirgeyen bu yaklaşım, kalıcı bir huzur getirmekten ziyade belirsizliği derinleştirmektedir.

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak