Sosyal medyada karşıma önemli bir röportaj çıktı. PKK’nın tepe yöneticilerinden Cemil Bayık, ANF’ye konuşmuş.
Görünce yine kendimi yazmaktan alamadım.
Geçmişine baktığımda Bayık, Öcalan’la birlikte bu yola çıkan öncü isimlerden biri.
Tıpkı Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Ali Haydar Kaytan gibi…
Duran Kalkan hayatta.
Mustafa Karasu da.
Kaytan’sa birkaç yıl önce askeri bir operasyonda öldürüldü.
Bayık’ın röportajında söyledikleri bana göre satır aralarında önemli mesajlar içeriyor.
“Aman be! O da kim?” denilebilecek biri ve açıklamalar hiç değil.
Yol haritasını kendince dillendiriyor.
Devlet yani iktidarın atması gereken adımları kamuoyuyla da paylaşıyor.
Ki, “… tartışma ve müzakeler…” cümlesinden bunu anlıyorum.
Bir de…
Aba altındaki sopanın varlığını da çekinmeden hissettiriyor.
“Bunlar olmazsa çatışmalar devam eder” diyerek.
Meclis’ten çıkan yasaya tamamıyla olumsuz bir bakış yok.
Ancak…
“Eksik, yetersiz, hatalı” diyor.
Belli ki demokratik düzenlemelere atıfta bulunulmaması yahut muhtemelen henüz bunların işaretlerini alamamış olmanın moral bozukluğu yaşanıyor olabilir.
PKK tarafında silah bırakılması bir sonuç…
Ama…
Bu sonuç başka bir şeyi beraberinde getiriyor.
O da beklenti!
“Neyin beklentisi?” diye soruyorsan o da şu:
En kısa zamanda anayasa değişkliği.
Yeni anayasa yazımı olursa, “Türk” ifadesi yer alıyorsa “Kürt” ifadesinin de bulunması.
Tabii ki bunu böyle net söylemiyor, dili yumuşatarak ifade ediyor:
“Kürtler yasa ve hukuk içine alınmalı…”
Kastettiği; Kürt varlığı, dili ve kültürünün özgürleşmesi.
“… Yerel demokrasinin tanınması…” diyerek dilinin altındaki baklayı çıkarıyor:
Yerel özerklik.
Devamındaki cümle ise sonuç bildiriyor:
“Bunlar sağlanmazsa Kürt sorunu çözülmez. Barışı ve çözümü sağlayamayız.”
Önemli beklentilerden biri de Abdullah Öcalan’ın fiziki olarak özgürleşmesi.
Burada dikkat ettin mi, bilmiyorum. İki farklı bakış açısı var:
İlki devletin ve iktidarın projesi olan ‘Terörsüz Türkiye’ hedefi. Burada ana gaye PKK terörünün bitirilmesi.
Diğeriyse PKK’nın odaklandığı nokta; taleplerin karşılanması ve Kürt sorununun çözülmesi.
Bir taraf olayı tarihsel süreçten dolayı terör meselesi olarak görürken, öbür taraf yine kendi tarihsel sürecinden dolayı Kürt sorunu nitelendirmesine devam ediyor.
Mevcut tezlerden milim sapma yok.
Taraflar arasında ortak bir dil bir yana, esneme payı bile bulunmuyor.
Varsa da bilmiyorum.
Sırada bir düşünce deneyim var.
Bu röportajı Erdoğan ve Bahçeli’nin de okuduğunu düşünün.
Ki bana göre okumamış olmaları pek mümkün değil.
Peki okurken ne düşünmüş olabilirler?
Belki Erdoğan şöyle düşünüyordur:
“Bunlar bizim planımızda da var. Ama daha zamanı değil.”
Bahçeli ise:
“Henüz erken konuşuyorlar. Sürecin nereye gideceği belli olmadan çıtayı yükseltiyorlar.”
İkisinin aklından bambaşka şeyler de geçiyor olabilir:
“Bizim böyle bir anayasa planımız yok. Silah bırakma başka, anayasa değişikliği başka.”
Ya da…
“Evet, süreç buraya doğru ilerleyecek ama bunu şimdi açıkça söylemenin zamanı değil ki.”
Bilmemek ışıksız bir tünelde yürümeye benziyor.
Önünü görmüyorsun.
Attığın adımın sonucunu bilmiyorsun.
Yönsüz ilerliyorsun.
Keşke bu sorular sorulabilse…
Cevapları alınabilse…
Mesele olan hususlardan biri de şu:
Niyetleri PKK’dan öğrenmek.
Hakikaten can sıkıcı bir durum.
Evet!
Örgütün ne düşündüğünü, ne istediğini ve neyin gerçekleşmemesi halinde ne olabileceğini açıkça duyuyorum.
Elbette söylenenleri takip ediyorum.
Önemsiyorum ki, üzerine bir şeyler kaleme alıyorum.
Ama…
Bilemediğim ve bir türlü öğrenemediğim, devletin ve iktidarın benzer açıklamaları nasıl okuduğu?
Netim!
Yeni sürecin yol haritasını yönetenlerden duymak istiyorum:
Anayasa değişikliği olacak mı?
Varsa pazarlık konuları neler?
Kürt kimliği, dili ve kültürü konusunda ne düşünülüyor?
Yerel özerklik tanınacak mı?
Öcalan’ın geleceği için plan ne?
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Türkiye’de sadece cümleler kurulmaya devam ediliyor.
Yeni sürecin toplumsal taban oluşturamama gibi bir sorunu da var.
Millet bilgilendirilmiyor.
Oysa…
Diğer taraftan biri çıkıp beklentleri rahatça dillendirebiliyor.
Üstelik beklentiler boşa çıkarsa ne olabileceğine dair ipuçları da veriyor.
Hala geç değil.
Yapılması gereken belli:
Erdoğan’ın çıkıp yol haritasında neler var neler olmayacak açıklaması.
Sade anlatımla belirsizliği gidermesi.
Ki o zaman bunun siyasal değil, bir devlet aklı projesi olduğu netlik kazanır.
Bugün konuşulmayanlar yarın daha büyük toplumsal tartışmaların kuşkusuz konusu olacaktır.
Devlet konuşmalı.
İktidar konuşmalı.
Çünkü böylesine kritik bir süreç, yalnızca “bin yıllık kardeşlik” söylemiyle ve satır aralarını çözmeye çalışarak yürümez.
4 Eylül 2026

Yorum Yaz