Ankara, NATO’nun bu yılki zirvesine görkemli ev sahipliği yaptı.
Hazırlıklar aylar öncesinden başladı:
Yollar elden geçti.
Hatta Trump bile yolları beğendi!
Güzergahlar makyajlandı.
Parklar çiçek açtı.
Yeni havalimanı açıldı.
Her şey para ile oluyor…
Harcanan para için Mehmet Şimşek ne demiş olabilir?
Bilmiyorum.
Ama “itibardan tasarruf olmaz” cümlesinin kime ait olduğunu biliyorum.
Bir de…
Polis ve jandarma bol bol operasyonlar yaptı.
Fişlenmiş ‘olağan şüphelileri’ topladı!
Bizim devlet bunları da bir nevi local makyaj olarak görüyor. Hak, hukuk, adaletmiş umurunda olmuyor.
Dünyada başkentler önemlidir. Hele ki, kurtuluş mücadelesine hamilik yapmış Ankara’nın geçmişine saygıdan, her zaman kusursuz görünmesi çok daha önemlidir.
Umarım bundan sonra da sırf başkentimizin değil, tüm kentlerimizin yaşanabilir olması için çaba sarfedilir.
Çünkü esas itibar insana verilen değerden geçiyor.
Zirve bitti. Türkiye ev sahibi olarak konuklarını iyi ağırladı. Gözün gördüğü yerde kusursuzluk vardı.
Tebrikler…
Günümüz ortalama insanı bilgiden ziyade, eğlenceli görüntüleri defalarca izlemeyi seviyor.
Sosyal medya ve televizyonlar için zirvenin her anı rengarenkti:
Trump’ın uçakları…
Özel karşılanışı…
Erdoğan’ın Trump’ın koluna girmesi…
Süvarilerin yoldaşlığı…
Konukların mahter ile karşılanışı…
Külliyeye hayran hayran bakışlar…
Akşam yemeği mönüsü…
Macron‘un sabah koşusu…
Arnavutluk liderinin beyaz spor ayakkabıları…
İzlanda başbakanının zerafeti, güzelliği ve sadeliği…
Emine Erdoğan’ın kıyafeti…
Daha bir sürü şey….
Cümleler dolusu magazin vardı. Asla sıkıcı olmaz. Çok izlettirir. Yüz binlerce kez tıklanma aldı. Televizyonlarda uzun uzun yorumlar yapıldı.
Gülündü.
Gazetecilik ise yalnızca renkli karelerden ibaret değildir.
Asıl haber, çoğu zaman söylenen sözlerin arasındadır.
Bu sözlerin mimarı yine ABD başkanı oldu. Defterindeki isimleri unutmadığını gösterdi. Yalnızca isimler olsa iyi, eski defterlerde yazılı olanların silinmediğini hatırlattı.
Mesela Rahip Brunson meselesi!
Hadisenin üzerinden 7 yıl 9 ay geçmiş. Tutuklu bu rahip Erdoğan ile Trump arasında krize neden olmuştu.
Erdoğan ta o zmanlar keskin bir cümle kurmuştu:
“Rahibi bizden alamazlar”
Keşke demeyeydi!
Trump, Erdoğan ile buluşmasında dosyanın kapağını hafifçe araladı.
“Cumhurbaşkanı’nı aradım, dehal serbest bıraktı…”
Hımm…
“… serbest bıraktı”
Yani Trump’a göre rahibin serbest kalması Erdoğan’ın talimatı ile olmuştu.
Benim için hiç şaşırtıcı olmadı.
Niye hatırlattı geçmişi?
Durup, bunu düşünmek gerekiyor.
Çünkü sadece yirmi dört saat önce Türkiye’nin adaletten sorumlu bakanı Akın Gürlek, internet ortamındaki mesajında ülkede yargının “tarafsız ve bağımsız” olduğunu gururla anlatıyordu.
Bir tarafta Gürlek’in düşünceleri…
Bir tarafta ise Trump’ın cümleleri.
Üstelik bunu onlarca kameranın önünde yapması…
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Madem her şey geride kaldı.
Madem F-35’lerden yaptırımların kalkabileceğine kadar olumlu ifadeler kullanıldı.
O halde neden özellikle Brunson dosyası yeniden açılmak istendi?
Tabi tesadüf değil!
Çünkü bu anormal kişi ilişkilerini dostluk temeli üzerine kurmuyor. Güç dengesi üzerinden kuruyor.
“Biz dostuz.” derken bile elindeki sopayı bırakmıyor. O sopa masanın altına bile saklanmıyor. Masanın üzerinde duruyor.
Bana verdiği mesaj çok net:
“Bugün iyiyiz. Ama taleplerim karşılanmazsa geçmişte Brunson dosyasını nasıl kullandıysam, yarın başka bir dosyayı da kullanırım.”
Trump’ın üzerinde çok durulmayan bir cümlesi daha var. Karar verici olduğunu anlatmak istercesine bir dille kurduğu:
“Erdoğan , İsrail ile savaşa girecekti. Girdirmedim.”
Sanki “Ben istedim, öyle oldu.” demeye getirdi.
Koluna girseniz de, “dost” olarak nitelendirseniz de
devletlerin dış politikasında kişisel dostluklara güvenilmez.
Çıkarlar vardır.
Eli kuvvetlendiren ise sahip olunan anayasal, toplumsal ve ekonomik güçtür.
Hele ki posttan hiç dost olmaz.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Bu tehditkar sözler neden Türkiye’de yeterince tartışılmadı?
Macron’un Seymenler Parkı’ndaki sabah koşusu kadar, Trump’ın rahip hatırlatması neden konuşulmadı?
Mönüdeki levreğin sunumu bile Trump’ın alaycı ve üstenci cümleleriden daha fazla gündemde yer aldı.
Magazin, haberi yuttu.
Millet vitrine bakarken cümleler buhar oldu.
Bugün Türkiye medyasının en büyük sorunu tam da bu.
İzlettirilenle yetinmek…
Gösterilmeyeni ise yok saymak.
8 Temmuz 2026

Yorum Yaz