Her ülkenin kendine özgü gelenekleri vardır. Geçmişten gelip, bugünlere uzanan değerler…
Gazi Koşusu, Cumhuriyet tarihinin korunması gereken, en büyük değerlerinden biridir.
Her haziran ayının sonunda milyonları aynı heyecanda buluşturan bir koşudur Gazi.
Bu yıl durum farklı. Gazi’nin yüzüncü yılını yaşıyoruz. Dalya. Dile kolay asırlık bir gelenek, asırlık heyecanla devam ediyor. Çünkü Gazi Koşusu, Türkiye atçılığının en büyük, en önemli yarışıdır. Koşuyu özel yapan adını aldığı şahsiyettir:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
Bundan dolayı Gazi Koşusu bir yarışdan öte, harcanmayacak bir mirasın yaşatılmasıdır. Hipodroma gelen yarışseverler bu yarışta yalnızca safkanları izlemez.
Soyu, emeği, gururu izler.
Birkaç dakikalık mücadelde safkan, sahibi, yetiştiricisi ve jokeyi de tarihe geçmek ister.
Gazi’de de her şeyi belirleyen yine son düzlük olur.
Hipodromdaki de, ekran başındaki de aynı heyecanı yaşar. Hele ki son 400’de insan istemsiz olarak ayağa kalkar. Tayları tanımam, at yarışlarıyla alakam yok, ama her izlediğimde şunu haykırırım:
“Haydi…”
“Kopta gel..”
Son çizgi geçildiğinde ise kazanan safkan adını tarihe yazdırır. Gazi ile anılacak olmanın gururunu yaşar. Gazi Koşusu’nu farklı yapan bunlar.
Ben her yıl bu heyecanı kaçırmamaya çalışırım.
Hipodromdaysam ayrı bir keyif… Değilsem televizyonun karşısında yüksek volumda mutlaka izlerim. Hepsine “Maşallah..” derim. Kazananın ismini duyduğumda kesinlikle duygu patlaması yaşarim.
Çoğu zaman bir kez yetmez. Döner, yeniden izlerim.
Gazi Koşusu’nu seyretmek yetmez, hissetmek gerek.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Her yıl aynı soru sorulur:
Bu yıl Gazi’yi kim kazanacak?”
Yüz yıldır olduğu gibi…
Muhtemelen gelecek yıl ve yıllarda da aynısı olacak.
Ama hangi safkan kazanırsa kazansın, asıl kazanan hep aynı değil mi?
28 Haziran 2026

Yorum Yaz