Sosyal medyayı takip etmeyi seviyorum:
Haber alıyorum.
Bazı görüntüler bana, işte budur dedirtiyor.
Yorumlardan esinleniyorum.
Hatta çok yaratıcı olanlara bayılıyorum.
Bazen de saçmalamalardan dolayı kızıyorum:
Yalan paylaşılıyor.
Rüzgar yapanlar oluyor.
Kimileri sırf tetikçilik yapıyor.
Soracak olursan:
Ne oranda hoşlanıp ne oranda kızdığımı henüz ben de bilmiyorum.
Marmaris’ten beynimi ateşleyip, üzerine bir şeyler konuşmalıyım dedirten minik bir görüntü önüme düştü.
İzlediğinde gülüyorsun.
Cumhurbaşkanı Okluk Koyu’nda tatilde.
Cuma sonrası Erdoğan, Marmaris Belediye Başkanı ile karşılaşıyor. Daha doğrusu, belediye başkanı nezaketen Erdoğan’a selam veriyor. Ardından belediye olarak bir şeylere ihtiyacı olup olmadığını soruyor.
Cumhurbaşkanı ya soruyu anlamıyor.
Ya da…
Anlamazdan geliyor.
Belki de ciddi bir yüz ifadesiyle yapılan sadece bir espriydi.
Erdoğan’ın cevabı şöyle:
“Kapımız açık, gelmek istiyorsan…”
Başkan Acar Ünlü, çalışmadığı yerden yakalanıyor.
Şaşkın!
İlk cümlesini aynen tekrar ediyor.
Karşılıklı konuşma sona eriyor.
Tabii, merak ediyorsun:
Bu diyalogları neden yazdım?
Sadece komik bir muhabbet olsun diye değil.
Anlatmak istediğimi görünür kıldığı için yazdım:
Anormal durumları, artık normalmiş gibi yaşamaya başladık.
Alıştırıldık.
Cumhurbaşkanı herkesin gözü önünde başkanı partisine davet ediyor.
Parti değiştirme teklifinde bulunmak, bu kadar ayak üstü hale mi dönüştü?
Demek her ortamda teklif yapılabilir.
Veya…
Parti değiştirmek, transfer olmak bu kadar kolay mı oluyor?
Dün bir partinin bayrağı altında yürürken….
Bugün bir bakmışsın, aynı siyasetçi başka bir partinin kapısından içeri girmiş.
Vay utanmazlar.
Ha!
Mesele ideoloji ve var olan fikirleri değiştirmekse anlarım.
Tabii ki siyasi tercih değişebilir.
Buna itiraz etmiyorum.
Ayıplı bulduğum, dün söylenenlerin unutulup söylememiş gibi davranılması.
Bir de içeriğini bilemediğimiz başka başka nedenler…
Karşılıklı kısa konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Kapımız açık” demesi beni düşündürdü.
Haklı tarafı şu olabilir:
Partisine, muhalefetten öyle isimler geçti ki, herkesin gelebileceğini sanıyor.
Ama…
Önemli olan, nasıl transfer olduklarını bugün için öğrenemediğimiz belki o başka başka nedenler…
Acaba şöyle sanılıyor olabilir mi?
AKP’ye geçen her muhalif isim, orta yerdeki başarıyı gördüğü için davasını çöpe atıp geliyor.
Neden olmasın?
Ama…
Erdoğan tecrübeli bir siyasetçi.
Politikaları hep kaybetmemek üzerine kurulu.
Bence kimin ne olduğunu da gayet iyi biliyor.
Burada yanlış olan, son dönemde sıkça görülen iktidar partisine geçişlerin olağan bir durum olduğu algısının yaratılması.
İktidar, Türkiye siyasetinde bunu sıradan bir eyleme dönüştürdü.
Mutlak güçten dolayı şu an tehlike yok.
Ancak…
“Siyaset budur” deniyorsa, yarın başka bir siyasetçi aynı şeyi yaptığında da “Siyaset bu” denilebilmeli.
Siyasetçi olmadığımdan olsa gerek, bu ihanetleri anlamakta ahlâken çok zorlanıyorum.
Belki de bu yapının içinde zayıf karakterlilere yer verilmemeli.
Ya da…
Uzun süreli siyaset yapmamaları sağlanmalı.
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Bana kalırsa, Marmaris’teki birkaç dakikalık görüntünün asıl komikliği nerede biliyor musun?
Başkan hizmetiyle belediye kapısını kastederken…
Cumhurbaşkanı partisinin kapısını öneriyor.
Türkiye’de siyaset bu noktada artık. Gelecekte kimsenin kimseye laf söyleme hakkı yok.
Böyle bir siyaset anlayışı ülkeye fayda sağlar mı?
Zihnim “hayır” diyor.
Olması gereken:
İlkelerden vazgeçip koltuk değiştirmek mi?
Yoksa…
İnanılan doğrunun peşinden gidilirken koltuğu kaybetmek mi?
Ben her zaman ikinciden yanayım.
22 Ağustos 2026

Yorum Yaz