Köyün dinginliğine döneceğimi bildiğim için, ilçenin karmaşası beni çok etkilemiyor.
Büyük bir şehir gibi olmasa da Seferihisar kendince yoğun ve gürültülü.
Köy hayatı öyle mi ya?
Sakin…
Burada gizli kapaklı hiçbir şey yok.
Her şey görünür.
Haftanın ilk günü mutlaka ilçeye inerim.
Banka ve kırtasiyeci Uğur’da işim vardı.
Sonra esnaf lokantasına uğradım.
Çıkınca bir başka esnaf arkadaşa rastladım. Ayaküstü sohbet ettik.
Yerelde siyaset yapan genç bir arkadaşıyla tanıştırdı.
MHP ilçe başkanı olduğunu öğrendim.
Aklına gelen soru, benim de aklıma geldi.
Hemen sordum:
“Süreci nasıl görüyorsun?”
“Silahların susması kötü mü?” diye sordu.
“Tabii ki değil” dedim.
“Ama, üç yıl önce ben ve benim gibiler teröristtik” dedim.
Güneş gözlüğü vardı, gözlerinin içine bakamadım. Kocaman harflerle kahkaha atarken, müstehzi güldüğünü anladım.
Hım!..
AKP ve MHP, siyasi ihtiyaçları doğrultusunda istikameti mi belirliyordu?
Aslında o arkadaşla birbirimizi gayet iyi anlamıştık.
Siyaset elbet değişir.
Günün şartları farklılaşabilir.
Yeni düşünceler hayata geçirilmeye çalışılır.
Ama…
‘Terörsüz Türkiye’ ya da en basit anlatımıyla barışı sağlamak, toplumun ortak meselesi olması gerekmiyor mu?
Çünkü PKK terörü toplumun müşterek sorunu değil miydi?
Kitlelere, kırk küsur sene bu anlatılmamış mıydı?
Şimdi diyorlar ki:
“Yeni süreç var. Devam ediyor. Sabote edilmesin.”
Benim gibi o kadar çok insan var ki…
Hakkında hiçbir şey bilinmeyen bir durum nasıl sabote edilebilir? Görünen o ki odadakiler, bilerek veya bilmeyerek birbirlerine yoklama çekiyorlar. Ne yazık ki kabak yine vatandaşın başında patlıyor.
İtirazım şu:
Silahlar susmalı.
Çatışma hali olmamalı.
Anneler, babalar, eşler, çocuklar ağlamamalı.
Benim cevabını aradığım mesele ikinci çözüm sürecinde samimiyet var mı?
Burada kastettiğim, tarafların kendi aralarındaki kaynaşma değil.
Halka karşı içten olmaktan bahsediyorum.
Öncekinde doğallık yoktu. Zaten filmin sonunu gördük.
Mesele aynı.
Bu defa fark, AKP ve MHP tarafından yürütülüyor olması. Öcalan ise tek muhatap.
PKK ile köprü vazifesi görüyor. DEM ise İmralı ile Ankara arasındaki köprü.
Görünen bunlar olduğu için süreç hakkında en fazla bildiğim bu. Gizli konuşmalarda yol haritasının kilometre taşları mutlaka belirlenmiştir.
Taraflarca kabul edilmese de ortada bir pazarlık hali mevcut.
Yasalaşan ceza ertelemesi düzenlemesi de pazarlığın bir ürünü değil mi?
Kapalı kapılar ardında, her gün öğrenilemeyen şeyler hakkında kararlar alındığı hissini yaşarken, bireysel ve toplumsal güven nerede?
Bu süreçten nasıl bir kitlesel barış çıkacak hakikaten merak ediyorum?
Bakın!
Öcalan’ın söylediği iddia edilen notlar için önce susuldu:
Duymadım.
Görmedim.
Bilmiyorum.
Sonra DEM açıklama yaptı.
Cümleleri hala eğip büküyorlardı.
Aslında tutanak var demeden var olduğunu anladım.
“İçeriği değiştirilmiş” dendi.
Arkadaş, topluma hizmet etmek istiyorsan…
Amacın barışa katkı sağlamaksa…
Samimiyetle onu paylaşma zorunluluğun var.
Şunu da söyleyeyim:
Gerçek metin ortaya çıkana kadar, orada söylenenlerin doğru olduğunu düşünüyorum.
Bugün sosyal medyada bir başka iddia paylaşıma sokuldu. Geçtiğimiz şubat ayında, devlet yetkilileri, APO ve bazı aranan PKK’lılar bir araya gelmiş!.. İmralı’da ya da telekonferans yapılmış!
İddia ediliyor. Henüz doğrudur diyen yok.
Uydurma haber diyen de çıkmadı
Sadece PKK, “planlı provokasyon” açıklaması yaptı.
Toplumun güvenini sağlayacak kadar bile bilgi paylaşılmadığı için, başkaları boşluğu dolduruyor.
Belki de herkes kendi hikayesini yazıyor.
Sonra da kabahatli, isim verilmeden birileri oluyor.
Yoklama dediğim işte tam da bu; bana kalırsa birbirlerine ayar çekiyorlar.
Pazarlıkların bile samimiyetle yapıldığını düşünmüyorum.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Güven isteniyorsa, önce güveni tesis etmek gerekir.
Bu da toplumu iyi niyetle bilgilendirmekle olur.
Yapılmazsa insanlar şunu sorgulamaya devam eder:
İkinci çözüm süreci, iktidar ve ortağının siyasi hesapla attığı bir adım mıdır?
Yoksa…
Arzulanan barışı toplumun ortak hedefi yapmak mıdır?
O yüzden süreçle ilgili çok ortadayım.
Ve karamsarım da…
Çünkü samimiyet konusunda çok soru işaretlerim var.
Bunları giderecek olansa; ne İmralı ne de DEM Parti.
Bu işin resmi mimarları; MHP ve AKP.
Eğer silahlar susacaksa, siyasetçilerin de samimi olmasını istiyorum.
Çünkü gizlilikle yürütülenin aksine, şeffaflıkla anlatılan bir sürecin tarafı olmak isterim.
24 Ağustos 2026

Krşat öz
Bu iktidarın hiç bir zaman samimiyeti olmadı olmayacakta