“Bu kadar da olmaz” diyememek

150 150 Fatih Portakal

Sosyal medya hayatımızın demirbaşları arasına girdi. Mesala ben, gündem dediğimiz olan biteni televizyon yerine X’ten takip ediyorum.

Hızlı…

Kafa ütülemiyor…

İsteğim anda…

Okumak istediğim kadar…

Güvenilir mi?

Tartışmaya çok açık…Takip edeni kandırabilir mi? Her zaman… Kandıramasa bile kuşkuya düşürür mü? Kesinlikle…

X’te gezinirken bir ileti akışıma düştü. Özetle şunu diyordu:

Kılıçdaroğlu Deniz Göktaş’ı adliyede ziyarete gitmişti.

“Meğer bu ziyareti Adalet Bakanlığı ile Kılıçdaroglu’nun ekibi birlikte planlamış. Savcı, mahkemeye göndermeden ikilinin görüşmesine izin vermiş. Görülmüş ki ikilinin sohbeti iyi gitmiyor, dışarıya elele çıkamayacaklar, Deniz’in tutuklanmasına karar verilmiş.”

İster senaryo…

İster kurgulanmış iddialar…

Yazan iyi yazmış. Hesap mavi tıklıydı. Trol mu , değil mi emin olamadım.

Bu tür deli saçması metinlere uzun zamandır gülüp geçemiyorum.

İçimden “Bu kadar da olmaz!” demek geliyor, diyemiyorum.

Hayır, inanmıyorum.

“Acaba olabilr mi?” diye sormaktan da kendimi alamıyorum.

Ortada yazılanı doğrulayacak bir kanıt yok. Bunu bildiğim halde eskinin gülüp geçme refleksini gösteremiyorum.

Ülkede bunca yıldır yaşadıklarım, “olmaz, olamaz” dediğim birçok şeyi sıradanlaştırdı.

Şaşırma tepkisinin hakkını veremez hale geldim.

Bu tuhaf ve akıl sınırlarını zorlayan kurguları, doğru ya da yanlışına bakmadan çağımızın teknolojisi ile yaymaya devam ediyoruz.

Asıl sorun en uç senaryoları bile peşinen reddedmememiz.

Gerçek ile kurgulanmış iddia arasında yine geçmiş zamanlarda kalın bir çizgi vardı. Neyin ne olduğunun belki mizahı yapılabildiği için kavrayabiliyorduk.

Ama bugün o çizgi silikleşti. Her geçen gün biraz daha görünmez hale getiriliyor.

Beni asıl zorlayan beynimin bir yarısı bunları dedikodu olarak görürken, diğer yarısının bunların gerçek olabileceğini düşünmesi.

Ülkede tehlikeler arasında en büyük olanı, insanların devlete ve onun kurumlarına olan güveninin aşınmasıdır.

X’te okuduğum ve gitgeller yaşatan o ileti güven azalmasının bir sonucu.

Absürt senaryo bile artık kulağa imkansız gelmiyor. Bugün yaşanmakta olan tam da bu…

Meselenin omurgasına gelecek olursam:

Artık algılar üzerinden yönetiliyoruz.

Bizleri gerçek ile kurgulanmış bir yaşamın arasında sıkıştırdılar.

Bir tuhaf iletinin zihnimde çatışma yaratması bile başlı başına kötü bir şey.

Bu işin mimarı uzun vakittir ülkeyi yöneten iktidar. Fakat karşı taraf da işi öğrendi.

Artık her mahallenin buna inanacak, en azından ihtimal verecek alıcıları mutlaka oluyor.

Zira ülke, “Bu kadar da olmaz.” diyebilme rahatlığını kaybetti.

3 Temmuz 2026

  • 1

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak