Dünyayı gezip görmeyi seven biriyim.
Yaşadığım her yolculukta bu küçük gezegeni biraz daha seviyorum.
Ama gittiğim her coğrafyada artık aynı şey konuşuluyor:
İklim krizi.
Orman yangınları.
Kuraklık.
Su kıtlığı.
Aşırı sıcaklar.
Geçmişte bu kadar sık dillendirilmeyen bu sözcükler, bugünün de yarının da en önemli meseleleri.
Bizimle birlikte milyonlarca canlı türüne ev sahipliği yapan bu gezegeni yıllardır tüketiyoruz.
Daha fazla üretmek…
Daha fazla kazanmak…
Daha fazla büyümek…
Uğruna toprağı, suyu, havayı ve ormanları hoyratça kullanıyoruz.
Bu gezegeni birilerinden miras aldık.
Ama bu vahşi hırsla gidersek geriye kimseye miras bırakacak bir dünya kalmayacak.
Doğanın bize sunduğu kaynaklar sınırsız değil.
Nüfus artıyor.
Tüketim artıyor.
Çünkü insan, küçük yaşamlar yerine daha büyük ve daha fazlasını istiyor.
İhtiyaçlar büyüyor.
Kaynaklar azalıyor.
Doğanın eşsiz ritmi bozuluyor.
Su gezegeni, kurak bir gezegene dönüşüyor.
Her yaz yeni bir sıcaklık rekoru kırılıyor.
Eskiden “asfalt eriten sıcaklar” denirdi.
Sonra “yumurta pişiren sıcaklar” dedik.
Adını, asfaltta pişirilen yumurtadan alıyordu.
Ardından Afrika sıcakları geldi.
Geçenlerde karşıma yeni bir isim çıktı:
Ejderha sıcakları.
Doğrusu merak ediyorum…
Bu isimleri kim buluyor?
Meteoroloji uzmanları mı?
Bilim insanları mı?
Yoksa haberlerin daha çok tıklanmasını isteyen medya editörleri mi?
Medyanın içinden gelen biri olarak ikinci ihtimal bana daha yakın geliyor.
Çünkü dikkat çeken bir ismin, konunun daha çok okunmasına yardımcı olacağı düşünülüyor olsa gerek.
Gerçeği eğip bükmeden, başlıkla dikkat çekmek…
Oysa mesele “ejderha” denilmesi değil.
Mesele sıcaklığın her yıl biraz daha artması.
Mesele kurumaması için dua ettiğimiz barajlar.
Mesele “aman yangın çıkmasın” dediğimiz ormanların küle dönmesi.
Mesele kaybolan yaşam alanları.
İşin bana göre en tuhaf tarafı ise şu:
Önce hep birlikte gezegeni tüketiyoruz.
Sonra ortaya çıkan felaketlere isim veriyoruz.
Hatta anlatırken biraz da ironi ile takılıyoruz.
Sorunun da çözümün de merkezi insan!
Bu yok ediş hızı düşmezse birkaç yıl sonra “ejderha sıcakları” bile sıradan gelecek.
Yerine daha iddialı bir isim bulacağız.
Kim bilir…
Belki de “Kıyamet Sıcakları.”
Meselenin omugasına gelecek olursam:
Asıl mesele isim değil.
Önemli olan insanın değişmesi.
İnsan değişmezse, gerçek de değişmeyecek.
Dünya bize alarm veriyor.
Görüyoruz.
Yaşıyoruz.
Ama çalan alarmı duymazdan geliyoruz.
Yarın kulaklarımızı çınlatacak olan şey bu son alarm sesi ile gelecek kuşakların beddua ve isyan çığlıkları olacak.
29 Haziran 2026

Yorum Yaz