Bazen içimdeki ben, bana sessizce şu soruyu soruyor:
Bir futbol takımı gecemi, günümü, günlerimi nasıl bu kadar etkileyebilir?
Öyle böyle değil çok etkiliyor.
Sorudan hemen sonra “Nasıl?”ın karşılığını bulmak için mantıklı bir cevap arıyorum.
Cevabımsa hep aynı yere çıkıyor:
Çok sevgi…
Bazen hakikaten kızıyorum.
Çoğu zaman fazlasıyla kendimi üzüyorum.
Ama…
Asla vazgeçemiyorum.
Saraçoğlu tribünlerinden yükselen o tezahüratta olduğu gibi:
“Vazgeçmem dünyaları önüme serseler de…”
Her neyse…
Bu yazım dikkatini çeker veya çekmez bilmiyorum.
Şimdi anlatacaklarımda, sabırla zaferi beklerken…
Gerçekle yüzleşmenin ve kedere bürünmenin ne demek olduğunu bulacaksın.
Fener’in hep kazanmasını bekliyorum. Beraberlik bile beni üzüyor.
Mağlubiyeti hiç sorma!
O anda sadece maç kaybedilmiyor.
Ben, kendimi de kaybediyorum.
Neşem gidiyor.
Enerjim düşüyor.
Hissettirmesem de asabi oluyorum.
Belki evde eşimle tartışsam huzurum ancak bu kadar kaçar!
Beşiktaş derbisinden mutsuz ayrıldım. Bu sonucu bekliyor muydum?
Tabii ki hayır.
“Kazanırız” kafasını yaşarken, mağlubiyetin son düdüğüne tanıklık etmek istemedim.
Bitime 10 dakika varken, Saraçoğlu’nun merdivenlerinden çok fena söylenerek indim.
Esasen, bir an önce terk edip sıyrılmak istediğim bana yaşatılan hayal kırıklığıydı.
Böyle durumlarda beni nasıl bir gecenin beklediğini artık çok iyi öğrendim.
Otele döndüm.
Canım yine yatmak istemedi.
Çünkü uyku tutmayacaktı.
Kafede oturdum. Soda ve kahve söyledim.
Kesmedi.
Üstüne acılı ekşili bir kokteyl içtim.
Bir daha kahve geldi.
Odaya çıktığımda saat bir buçuk civarıydı.
Uzandım.
Sağ döndüm sola döndüm.
Düz yattım.
Gözlerimle tavanı adeta deldim.
Telefona bakmak içimden gelmedi.
Daha doğrusu bakamadım.
“Yine herkes bir şey söylüyordur, yazıp çiziyordur” dedim.
Mutlaka aralarında doğru olanlar da var.
Ama…
O anki ruh halimde doğru bile batıyor bana.
Durum mağlubiyet olunca hemen kaldıramıyorum.
Sabah altıda ayaklandım.
Enerjim orta seviyedeydi.
Günüm keyifsiz başladı.
Ruh halim bir iki gün böyle olacak.
Düşünüyorum da ne büyük rahatsızlık veriyorum bedenime.
Oysa…
Hayatta bana mutluluk veren çok şey var:
Sağlığım.
Evim.
Eşim.
Dostlarım.
Köpeklerim.
Yaşadığım hayat.
Sahip olduklarımın
değerini bilmeye çalışıyorum.
Ama Fenerbahçe’nin yeri de başka…
Önemli…
Hatta en önemli mutluluk kaynaklarımdan biri.
Meselenin omurgasına gelecek olursam…
Her galibiyette çocuk gibi mutlu oluyorum.
Huzur içinde uyuyup, keyifle güne başlıyorum.
Tıpkı Lyon’da, Samsun’da olduğu gibi.
Bir mağlubiyet dengemi altüst ediyor.
Akıl kârı değil.
Ne var ki her sevginin bir kaçıklığı maalesef oluyor.
Fenerbahçe’nin yokluğu ayrı dert.
Varlığı bambaşka bir mükâfat.
Evet…
Mağlubiyet oluyor huzurum kaçıyor.
Sonra bir galibiyetle her şeyi sıfırlıyorum.
Yeniden umutlanıyorum.
Ne yapayım?
Vazgeçilemiyor asla kendisinden…
6 Eylül 2026

Rafet
Merak etme tüm fenerliler seninle aynı duygu durumu yaşıyor