Fırtına Fena Kopmuş!

150 150 Fatih Portakal

Benim için gün çok erken başladı. Havalimanındayım. İki aktarma yapıp Lyon’a ulaşacağım.

Akşamdan sabaha ne olmuş diye sosyal medyaya baktım. Meğer çok şey olmuş.
Herkesten saatler içinde açıklamalar gelmiş.
Organize bir süreç mi?
Yoksa…
Tesadüf mü?
Yine bilmiyorum.

‘Terörsüz Türkiye’ projesiyle ilgili düşüncelerimi seninle paylaşırken şunu fark ettim:
Yazılarımda ‘bilmiyorum’ kelimesini çok sık kullanıyorum.

Çünkü bilmiyorum.

Bilmiyorsam doğruyla yanlışı da ayırt edemem.
O zaman bana kalan; şüphe duymak, soru sormak ve cevap aramak oluyor.

İlk açıklama Abdullah Öcalan’dan. El yazısıyla yazıp ya da yazdırılıp İmralı’dan göndermiş. Posta güverciniyle gelmeyeceğine göre bir şekilde DEM Parti’ye ulaştırıldı. Hem tutanakların olmadığını hem PKK’lı isimlerle iddia edilen toplantının yapılmadığını iddia ediyor o da!
Görünen, fırtına fena kopmuş.
Özetin özetiyle:
Bunlar bana karşı bir komplodur. Hepsi gerçek dışıdır” diyor.
DEM yetmedi.
PKK yetmedi.
İmralı devreye girdi.

Komplo derken, kanımca sürece muhalif Kürt kesimi kastediyor. Çünkü paylaşımlar görebildiğim kadarıyla birkaç gün önce o taraftan oldu.
Ve kamuoyu bunları okudu.
O yazılan şeylerin hâlâ güncelliğini koruyacağını düşünüyorum. Yol haritası kıvamındaki gerçek dışı denilen notların birkaç ay sonra konuşulup konuşulmayacağını merak ediyorum.
Notumu düşeyim:
Şüpheli yaklaşımım sürüyor.

Sonra güvenlik kaynaklarının bir açıklaması karşıma çıktı.
Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliğinden sorumlu bir kurum.
Suskunluğu bitiren ifadeler:
Tutanak, konular ve isimler gerçeği yansıtmamaktadır. Hayal mahsulü ve maksatlıdır.”
Devletin açıklamasını ciddiye alıyorum.
Ancak…
Şüphe ile yaklaştığım husus şu:
Neden ilk günden bu açıklama yapılmadı? Neden beş gün beklenildi?

Ve sosyal medyada gördüğüm son mesaj Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan:
Bu bir devlet projesidir. Hayati meseleyi enfekte etmenin anlamı yoktur.”

Tabloyu şöyle okuyorum:
Kürt tarafında da…
Türk tarafında da…
Sürece destek verenler de var.
Vermeyenler de…
Hatta süreci sabote etmek isteyenler de mevcuttur.
Sorabilirsin, “Senin tarafın ne?” diye…

Ben, şüpheli iyimserlik tarafındayım. Terörün bitmesini istiyorum.
Ama…
Şeffaflık da istiyorum.
Bilgilendirilmek istiyorum.
Bir açıklamanın başka açıklamalarla desteklenmek zorunda kalması bende çok soru işaretleri yaratıyor.
Uydurma olduğu şimdi söylenen tutanaklardaki gibi gizli pazarlıkların yapılıp yapılmadığını bilmek istiyorum.
En basit ifademle kandırılmak istemiyorum.

Süreci götürenlerin görmek istemediği asıl mesele ise güven.
Güven yok!
Güvensiz bir ortamda atılan her adıma kuşkuyla bakılır.
Doğal olarak sorgulanır.
Ha!
Ben, muhakeme etmeden kabul etmiyorum.
Temkinliyim.
“Devlet projesi” denmesi, toplumun irdeleme hakkını ortadan kaldırmaz.
Bilakis arzulanan barışı toplumun ortak meselesi yapar.
Kitlelerin birbirine güven duymasıyla çatışmasız bir gelecek inşa edilebilir.

Amedspor’un maçlarını hiç izliyor musun?
Önce Erzurumspor’la oynadı. Tribünlerde karşılıklı hareketler vardı.
Federasyon harekete geçti.

Bu hafta deplasmanda Kocaeli’yle idi. Yine karşılıklı nefret dolu yaklaşımlar oldu. Hafta sonu Trabzon Diyarbakır’a gidiyor.
Bakalım nasıl geçecek?

Yaşananlar bana şunu anlatıyor:
Toplumun tarafları henüz ikna edilememiş.
İnsanlar birbirine karşı güvensiz.
Sürecin tarafları arasındaki bahar havası, ne yazık ki toplumda esmiyor.

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Süreç yalnızca yasalarla yürümüyor.
Toplumun yürüyebilmesi için bilmesi gerekiyor.
Kapılar ardındaki görüşmeler insanlara güven aşılamıyor.
Ve…
Barış cümlelerle sağlanmıyor.

Ne sürecin karşısındayım ne de sorgusuz sualsiz yanındayım.
Barış sağlansın derken, nasıl sağlandığını da bilmek istiyorum.
İhtiyacım olan birbirini destekleyen açıklamalar değil, beni ikna edecek cevaplar…

26 Ağustos 2026

 

  • 11

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak