Fransız Aslanı’na Güle Güle…

150 150 Fatih Portakal

İtiraf ediyorum:
Lyon yolunda içimde öyle büyük bir heyecan yoktu.
Kısa bir yolculuk olacaktı. Sadece bir buçuk gün. Hep, nasıl bir ruh haliyle eve döneceğimi düşündüm.

Hakem, 90+6’da son düdüğü çaldığında Fenerbahçe sırf maçı kazanmış olmadı.
18 yıllık Şampiyonlar Ligi özlemini de bitirmiş oldu. Lig için iyi moral depoladı.

Rakip futbolcuların ve taraftarlarının önünde gurur hissini yaşamak inan çok keyifliydi.
Düşünsene, 60 bin kişilik stadyumda yalnızca 2 bin 200 Fenerli var.
İlk düdükten son düdüğe kadar bir an bile susmayan, düşmeyen bir tribün…
Gerçek efsane, yıllar sonra yeniden yazıldı.
Fransa’nın aslanına güle güle dendi.

O anlarda tribünü anlatmak istiyorum sana.
Herkes yanındakine sarılıyordu.
Tanıyıp tanımamanın hiçbir önemli yoktu.
Çünkü esas olan Fenerbahçelilik’ti.
Kimi İstanbul’dan gelmiş, kimi Paris’ten…
Kimi Dijon’dan, kimi Marsilya’dan…
Almanya’dan, Avusturya’dan…Hollanda, Danimarka, Birleşik Krallık’dan gelenler vardı;
yürekleri Fenerbahçe sevgisiyle dolu insanlar.

Gittiğinde, o havayı teneffüs ettiğinde iyi anlıyorsun.
Orada, hepsinin ortak bir hikayesi oluyor:
Memleketten uzakta olmak.
Aileden, dosttan hatta alışkanlıklardan ayrı kalmak.
Ama…
Fenerbahçe’nin bir maçı tüm bu özleyişlerini bitirmese de, minik bir mola verdiriyor.
Hele bir de mücadelenin sonunda zafer varsa, değmeyin kimsenin keyfine…

O geceden anlatacak çok şey var:

Onlardan birini paylaşayım.
Yanımda Antalyalı Yusuf abi vardı. Son düdükle gözyaşlarını tutamadı. Yaşanan hüsran dolu yıllar gözyaşlarında dışa vuruyordu:
“18 yıl sonra yaşıyorum bu mutluluğu” dedi.

Ama…
Gerçek duyguyu anlayabiliyorum.
Fenerbahçe demek, sadece futbol değil; renklerin anlamı, palamut yaprağının değeri, armanın gururu demek.

Tarih demek.
Kurtuluş demek.

Her taraftara nasip olmaz bu ayrıcalıklar…
İnan, koca bedenli adam yalnızca zaferin duygusallığını yaşamıyordu o anlarda…

Tribünde hesap yok. Sadece heyecanla mutlak destek var. Bildik bir isim yine en öndeydi. Sırtı sahaya, yüzü taraftara dönüktü; Genç Fenerliler’in tribün liderlerinden Yücel Aslan.
Yücel, bildiğim kadarıyla grubun sözcülüğünü de yapıyor.
Bu defa özellikle gözlemledim.
Yüzlerce heyecanlı insanı diri tuttu.
Ara hariç.
Susmadı.
Susturmadı.
“Acaba gol yer miyiz?” denilen zamanlarda bile tribünün ateşini hiç azaltmadı.

Orada öğrendim; 38 yıldır maçlara gelen biriymiş,
30 yıldır da Saraçoğlu’nun bildik liderlerinden.
Tam bir Fenerbahçe sevdalısı.

“İyi ki oradaydım” dediğim gecelerden biri oldu. Her şey böyle mükemmel de olabiliyormuş.
Hiçbir karanlık kalıcı değilmiş.
Bunu bir daha anladım.

Meselenin omurgasına gelecek olursam…

Lyon’da sadece takım kazanmadı.
Yönetim, taraftar kazandı.
Avrupa’daki Fenerbahçeliler kazandı.
Türkiye çok kazandı.

Bence 90 dakikadan fazlası olan bir maçtı.
Milyonlar moral buldu.
Memleket özlem giderdi.

Artık dönüş yolumdayım.
Çok rahatım.
Havalimanında keyifle içtiğim Fransız birasının tadı bile farklı geldi.
Fenerbahçe, bize bu mutlulukları uzun aralarla yaşatma…

Çünkü sevdik seni Fenerbahçe.
Gerçekten sevdik seni…

27 Ağustos 2026

  • 16
2 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak