Büyük bir şehrin dışında yaşıyor olmanın en güzel tarafı oraya gidiyorum diyebilmek.
Seferihisar ile İzmir arası yaklaşık 40 kilometre.
‘İzmir’e iniyorum’ sözü, bana her seferinde uzak bir yere gidiyormuşum hissi veriyor.
Kaosu geride bırakıp, döneceğimi bilmek içimi rahatlatıyor.
Yine öyle günlerden biriydi.
Şehre indim.
Tanıdık bir sima çıktı karşıma.
Sohbetin başı her zamanki gibi klasikti:
“Ne haber, ne yapıyorsun, nasıl gidiyor, hayat nasıl?”
Esasında devamı da bildik:
Ülke gündemi!
Bir sorun kendinize…
Eş dostla karşılaştığınızda en çok ne konuşuluyor?
Ne konuşuyoruz ki başka!
Eski başlıklar devamlı açık.
Her sabah buna yenileri ekleniyor.
Haber yükü her gün ağırlaşıyor.
Mesela bugünlerde konuşulanlar:
Ahbap soruşturması.
Uyuşturucu operasyonları.
Belediye gözaltıları.
Mafya soruşturmaları.
Yeni açılım süreci.
İran’ın ABD ile savaşı.
Sonra ekonomi…
Hayat pahalılığı.
Geçim sıkıntısı.
Cinayetler.
Kavgalar.
Çevre talanları.
Yetmezmiş gibi siyaset olayları:
Figüranlar…
Şaşkın vaziyette CHP.
Özgür Özel’in kurduğu Yeni Parti.
Başlıkların içinden savaş ve muhalefet haberlerini çıkarsan, kalanların hepsi iktidarın çözemedikleri aslında…
Koca 24 yıla rağmen.
Ülkenin durum tablosu ortada.
Bu kadar çok başarısızlıktan başarı hikayesi çıkarıp yazabilmek, siyasi değil, politik bir beceridir.
Tebrikler!
Her neyse…
Yazı konum zaten sorunlar değil; bu sorunları insanların ne kadar fark ettiği?
Arkadaşımın kurduğu cümle bunu düşünmeme neden oldu:
“Artık haber izlemiyorum.”
Biliyorum.
Ona verilecek en kısa cevap:
İzlemezsen izleme…
Ama boş veremiyorsun.
Gerçekten o arkadaşım hiç mi izlemiyor?
Yoksa…
Eskisi kadar mı izlemiyor?
Belki televizyonda haber izlemeyi bırakmıştır.
İçeriğini okumadan, X’te başlıklara bakıyordur.
Yahut…
YouTube’daki haber içeriklerini takip ediyordur.
Türkiye’de yaşayıp da gündemden tamamen habersiz kalmak çok mümkün görünmüyor bana.
Eskisi kadar izlememesi olası bir sonuç diye düşünüyorum.
Çünkü televizyonu açtığında umut veren haberlerle karşılaşmıyor.
Elbette zaman zaman Filenin Sultanları’nın zaferi, arkadaşımı mutlu ediyordur.
Onlar da olmasa hayat çekilmeyecek gibi.
Aslında ona illallah ettiren haberler değil; bu haberlerin oluşturduğu duyguyu yaşamama isteği.
Sebebi basit, ruhu yoruyor.
Haklı.
Psikolojisini korumak zorunda.
Elinden gelen şimdilik kendine yasak koymak.
İyi de…
Orta yerde başka bir sorun var.
Haberler, hiç ya da az izleniyorsa arkadaşım olan bitenin değerlendirmesini nasıl yapacak?
En fazla 20 ay sonra seçim var.
Sandık önüne geldiğinde, hangi bilgi ile karar verecek?
Kulağındaki fısıltılar…
Sosyal medya dedikoduları… Sohbetler…
Telkinler…
Saydıklarımdan hiçbiri haberin yerini tutmaz. O da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya çalışacak.
Olamayacak.
İkilem büyük:
Kötü haberlerin sonucu olan kötü bir ruh hali.
Ve…
Eksik izlemenin neticesi, doğru ve yanlışı ayırt etme eksikliği…
Bir tarafta ruhunu düşündüğü için yerinde adım.
Diğer tarafta sağlıklı karar veremeyeceği için haber eksikliği.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Bence önemli olan bilinçli bir yurttaş olmak:
Haklarını bilmeyi sağlar.
Demokrasiyi güçlendirir.
Doğru tercih yaptırır.
Kanımca, o arkadaşımın kendine sorması gereken soru çok basit:
“Haberlerden kaçınca, sorunlar da benden uzaklaşıyor mu?”
Peki ya siz hangi tarafta olanlardansınız?
29 Temmuz 2026
Not: Yazımı hazırlayıp, yayınladığım şu anın (10:10) birkaç saat öncesinde, bu defa Üsküdar Belediye Başkanı gözaltına alındı.

Zehra
Senin sunduğun haberlerini o güzel yorumlarını özledik fatih bey