Haber mi, Tıklama mı?

150 150 Fatih Portakal

Fenerbahçe, yalnızca bir futbol kulübü değil.

Bana göre Türkiye’nin en etkili sivil toplum kuruluşlarından biri.

Bunu Haziran ayı başında yapılan başkanlık seçiminde bir kez daha gördük.

Öncesinde günlerce televizyonlarda konuşuldu. Adaylar ekranlarda boy gösterdi.
Gazetelerde bol bol manşet oldu.
Sosyal medyada milyonlarca etkileşim aldı.
Fenerbahçe’nin başkanlık seçimi, bir siyasi seçim havasında takip edildi. 27.138 üye sandığa gidip adayına oy attı.

Rakipleri biraz da kıskanarak izledi.

Bu durum Fenerbahçe’nin büyüklüğünü gösterirken, ilgi çekiyor.

Peki ilgi neyi doğurur?

İlgi varsa haber vardır.
Tartışma olur.
İlgi varsa tıklanma vardır.
Günümüz iletişim çağında tıklanma, sosyal medya düşkünlerinin vazgeçilmez gerçeği.
Bir yorum yazdığımda ne kadar beğenildiğini, ne kadar etkileşim aldığını merak ediyorum.

Meselenin püf noktasina geliyorum.

Eskiden haberin merkezi gazetelerdi.
Dergilerdi.
Televizyonlar güçlüydü.
Radyolar etkiliydi.
Muhabirler, editörler ve yayın yönetmenleri arasında bir denetim mekanizması vardı.
Bir haber yayınlanmadan önce birkaç elde yoğrulup, akıl süzgecinden geçerdi.
Şimdi ise herkes kendi medyasını kurabiliyor.
YouTube kanalı.
X hesabı.
Bir telefon.
Onbinlere, milyonlara ulaşmak için yeterli oluyor.
Geleneksel medya küçülürken bireysel medya büyüdü.
Gazetelerin ve televizyonların koşullardan dolayı tuttamadığı birçok isim, kendi dijital platformlarını oluşturdu.

Her değişimin bazı olumsuzlukları olsa da, olumlu taraflarının daha baskın olduğuna inanıyorum.

Farklı sesler duyuluyor.
Bazı isimlerin değeri anlaşılıyor.
Daha fazla görüş ortaya çıkıyor.
Bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor.

Ancak bu değişim beraberinde bir tartışmayı da tetikliyor.
Tık-alma hırsı.
Bir Fenerbahçeli olarak takımımın özelinde devam edeceğim .

Her gün yeni bir transfer iddiası ortaya atılıyor.
Bir futbolcunun adı yazılıyor.
Sonra başka bir isim.
Sonra bir başkası.
“Fenerbahçe ilgileniyor.”
“Fenerbahçe görüştü.”
“Fenerbahçe teklif yaptı.”
“Transfer bitmek üzere.”
Her gün şöyle konuştuğumu duyuyorum kendimle:

“Bugün de birilerini almışız!”

Peki bunların ne kadarı doğru?
Bilmiyoruz.
Sosyal medyada duyurusunu yapan biliyor, o da takipcilerine ne kadar dürüst davranıyorsa…

Bilgi vermek ayri yorum yapmak ayrı şeyler.
Günümüzde bilgiyi yorum ambalajına sarıp sarmalayip sunmak daha fazla yapılır oldu.

Geçtiğimiz günlerde dikkatimi çeken bir paylaşım oldu.
Bir spor yorumcusu, Fenerbahçe’nin görüştüğü bir futbolcu olduğunu söylüyor.
Ama futbolcunun ismini bilmiyor.
Daha doğrusu kaynak kendisine söylememiş.
Ortada doğrulanabilir bir bilgi yok.
Futbolcu kim belli değil.
Kulüp belli değil.
Süreç belli değil.
Ama haber var.
İtiraz ettiğimde ise yeni bir kavramla karşılaştım:

“Transfer haberciliği.”

Doğrusunu söylemek gerekirse bu ifade bana biraz tuhaf geliyor.
Gazetecilik gazeteciliktir.
Spor gazeteciliği de gazeteciliğin bir kolu.
Gazeteci veya habercinin temel sorumluluğu bilgiye ulaşmak ve ulaştığı bilgiyi doğrulatarak kamuoyuyla paylaşmaktır.

Asıl mesele de burada başlıyor.
Sosyal medyada artık “gazeteciyim ve serbest yorumcuyum” diyen insanların üzerinde eski medyadaki gibi bir denetim mekanizması yok.
Editör yok.
Yayın kurulu yok.
Sonuçta kişi var.
Vicdanına ve kendi meslek ahlakına karşı sorumlu olan tek o.
Peki bu yeterli oluyor mu?
Hım…

Daha fazla tık-alma arzusu…
Daha fazla takipçi kazanma isteği…
Rakiplerinden daha fazla izlenme hırsı…
Acaba kişiyi doğru bilgiye yönlendiriyor mu?
Yoksa elindeki küçük bir bilgiyi büyütmeye, süslemeye ve olduğundan daha önemli göstermeye mi itiyor?

Bugün sosyal medyada dolaşan spor da dahil birçok haberin okunmasının ardından, insanın aklına bu soru geliyor.

Çünkü bazen bilgi verilmiyor.
Bazen bir ihtimal öyküleştirilerek gerçekmiş gibi sunulabiliyor..
Kulağa çalınan bir söylenti haber kıyafeti giydirilerek servis edilebiliyor…
Bunların hepsi bilinçli hareketler midir?
Elbette bunu söyleyemem..
Bu alanda gerçekten çalışan, araştıran ve güçlü kaynaklara sahip çok değerli isimler de vardır.
Ancak sosyal medyanın ilk ödüllendirdiği şey çoğu zaman doğruluk olmuyor.

Hız.
Merak.
Sansasyon.
Ve etkileşim.
Tam da bu nedenle tartışilması gereken iletişim biçimimiz.

Asıl mevzu artık yalnızca bir futbolcunun transfer olup olmaması değil;
bilginin nasıl üretildiği ve nasıl sunulduğu.

Meselenin omurgasına gelecek olursam:

Gazeteciliğin temelinde doğruluk vardır.
Doğrulanmış bilgi haberdir.
Kamuya karşı sorumluluk vardır.
Eğer bunlar geri planda kalırsa geriye çok başka bir şey kalır.
Belki dedikodu.
Ya da tahmin.
Belki de sadece tık-alma gayreti.

Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bugün bazıları transfer haberi mi kovalıyor, yoksa sadece tıklanma mı?

24 Haziran 2026

  • 1

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak