İzmir yolundaydım.
İstanbul’dan eve dönüyordum.
Direksiyon başında, hafiften duyulan bir melodi ile düşünme deneyleri yapmayı severim. Hayatımla ilgili bazı taslakları bu şekilde hazırlamışımdır.
Peşinden uygulamışlığım vardır.
İki yazımın kurgusunu yol boyunca zihnimde tartıştım. Bazı cümleleri unutmayayım diye not aldım.
Çağlayan Adliyesi’nin yedinci katında avukatımla bekliyoruz.
Çağrıldık.
Cumhuriyet Savcısı’nın odasına avukatsız girdim.
Merhabalaştık.
Hal hatır sorduk.
Mavi kapaklı, telli bir dosya vardı önünde.
Bense o ana kadar soruları bilmiyordum.
Kafamda tahminler vardı.
Kapağı açtı.
Sayfaları çevirmeye devam etti.
Ekran görüntülerimin A4 çıktıları çevirdikçe gözüme ilişiyordu.
Saymadım.
Kulağım da onun cümlelerindeydi.
Orada olma nedenimi anlatırken ayrıntıları atlamamaya çalışıyordum.
Konu olarak özetle 6 Şubat depremi sonrasında Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent ile alakalı bazı destekleyici nitelikli YouTube yayınlarım gösteriliyordu.
O anlarda aklımdan bir de şu geçti:
Bir kez daha bir savcının önündeyim. Avukatsız kendimi anlatacağım.
Burada savcıyla aramda geçen konuşmanın ayrıntılarını bulmayacaksınız.
Tanık olarak verdiğim ifadenin kendimle olan yüzleşmesini okuyacaksınız.
Hem de zor bir kelime üzerinden:
Pişmanlık!
Ben bugün 58 yaşındayım.
Mutlu günlerim oldu.
Oluyor da…
Hem de az değil.
Kurduğum hayalleri gerçekleştirdiğim dönemler fazladır.
Arkamda bıraktığım senelerimde elbette zor günler de yaşadım:
Mücadeleler ettim.
Hayata tutunma gayretlerim çoktu.
Ailemle birlikte aşmaya çalıştığımız sıkıntılar yaşadık.
Yaşamıma dönüp baktığımda rahatça şunu söyleyebiliyorum:
“Keşke…” ile başlayan cümle kurduğumu hatırlamıyor gibiyim.
Yüksek eğitimime Kıbrıs’ta başladım, İstanbul’da devam ettim; “keşke başka bir yol seçseydim” diye düşünmedim.
Yurt dışına gittim. Hedefim kalmaktı. Döndüm geldim. Derin pişmanlık yaşamadım.
Özel hayatımda da öyle;
verdiğim kararlar rahatsız etmedi.
Mesleğimde de; tercihlerim vicdanımı sızlatmadı.
“Lanet olsun. Yaşamasaydım, tanımasaydım!” dediğim ne bir olay ne de birini hatırlıyorum.
Yükü ağır geleni önce hafızamdan…
Sonra telefon rehberimden siliyorum.
Bitti, gitti.
Ne var ki…
Bugünlerde keşke kelimesi zihnimden çıkmayı reddediyor
Haluk Levent hakkında konuşulan iddialar ve sonrasında yaşanan süreç, kendimde ilk kez pişmanlık hissi oluşturdu.
Bunun nedeni, bu ismin kişiliği ile ilgili değil. Tanımam etmem. Konuşulduysa o da bir iki kez haber amaçlı olmuştur.
Neden şu:
Bireylerin gönlünde güven yer etmiş…
Sempati ile bakılmış…
Devletin ve toplumun gözünde itibar görmüş bir yardım kuruluşunun sorgulanmasına hiç gerek duymamam.
Güvendim!
Çünkü ortada bu duyguyu sarsacak olumsuz resmi veriler yoktu.
Denetlemesi gereken kurumların denetlediği düşünülüyordu.
Toplumsal inanç, kontrol edildiğine yönelikti.
O halde sorum şu:
Doğal olarak bu isme ve oluşumuna güven duymaz mısınız?
Ben duydum!
Toplumsal çürümenin fazlaca hissedildiği bir ortamda, ayakta kalmayı başarmış temiz bir yapı olduğuna inandım.
Yaşadığım pişmanlık final duygusu ise…
Nedenleri ne?
Çünkü hiçbir sonuç sebepsiz değildir.
Madalyonun bir de arka yüzü var ama:
Sağlıklı kontroller yapılsaydı!
İncelemeler düzenli yürütülmüş olsaydı!
Bugün konuşulan iddialar geçmişte ortaya çıkarılabilseydi!
Ben ve milyonlar görünür gerçeği vakitlice sorgulama imkanı bulabilirdik.
İtirazım var.
Yaşadığım vicdan rahatsızlığının sırf bana ait olduğunu düşünmüyorum. Karar almamda beni hata yapmaya iten ihmallerin de görünür hâle gelmesini istiyorum.
İhmal varsa, sorumlu da vardır. Sorumlu bulunmazsa üstü kapatılıyor demektir.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Nasıl, savcının karşısına oturtulup sorulara cevap
verdiysem…
Orada dile getirdiğim gibi:
Henüz bilinmeyen sorumlular o koltukta olmayı benden daha çok hak ediyor.
Gerekçeyse belli:
“İnsanları, doğru olduğuna inandırdıkları yanlış bir yola sürüklemek.”
Hatalarıyla yüzleşip pişmanlık duyacaklar mı merak ediyorum?
24 Temmuz 2026
Not: Yarın ülkeyi bekleyen büyük tehlike ile yaşanabilecek toplumsal travmayı anlatmaya çalışacağım.

Murat KAYABAŞ
Gün gelir, “İlk Gerçek Pişmanlığım” başlıklı bir yazı kaleme alınmak zorunda kalınır.