Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahbap dosyası ile ilgili ne diyeceğini merak ediyordum.
Artık tarzını bilen bir gazeteci olarak, birkaç gün bekleyip ardından konuşacağını düşündüm.
Yanılmadım.
Ankara’da bir iletişim zirvesine katıldı.
Konu hakkında öyle uzun uzadıya konuşmadı.
Ama…
Satır aralarına dikkat edenler için mesaj anlaşılırdı:
Mesela “Ucu nereye varırsa varsın…” diye başlayan bir cümle kurdu.
Sonuna üç nokta koydum.
Bu, operasyonların süreceği anlamına geliyor.
Cümleleri okuduğumda ister istemez şu soru aklıma geldi:
Ben de merak ediyorum, ucu gerçekten nereye kadar götürülebilecek?
Merakımda haklıyım.
Neden mi?
Çünkü…
Bu kişinin bugün yaptıklarıyla ilgili olmayıp, dijital mecrada üç buçuk yıl önceki depreme dair haber yorumlarımdan dolayı savcıya ifade verdim.
Karşısına bilgisine başvurulan kişi olarak çıktım.
İfade vermem şüpheli olduğum anlamına gelmiyor.
Bunu zaman içerisinde anlayacağım.
Anlayamadığım şey, bende herhangi bir bilginin olmaması.
Yaptığım sırf gazetecilik faaliyeti.
Savcıya da bunu söyledim.
Hatta dedim ki:
Böyle önemli bir soruşturmanın anlamsız bir parçası olarak karşınızdayım.
Renk vermedi.
Bu kişi, benim haberlerime konu olmadığı için geçmişte yollarımız hiç kesişmedi.
Depremin sonrasındaki günlerdeyse…
Yapılması gerekeni yaptım.
Amaç insanlara yardımı hızlandırabilmekti.
Ne var ki, o ya da dernek yetkililerinden herhangi biri yayınıma katılmadı.
8 Şubat’ta yayınıma çağırmışım.
Cevap alamamışım.
Alabilirdim de…
Bugün geriye dönüp baktığımda pişmanlığım, bazı hususları yeterince sorgulamamış olmak.
Kendime olan kızgınlığımın sebebi de bu.
İlginçtir!
O zamanlarda farklı içerikte bir haber yapma fikri aklımıza gelmiş.
Ama sadece fikirde kalmış.
Çoğul konuşmamın sebebi, YouTube’ta, ben dahil üç kişilik ekibi kastediyorum.
Depremden 15 gün sonra.
22 Şubat 2023 tarihindeki WhatsApp yazışmalarını buldum.
“Gel Bizi İkna Et” adında bir program yapmaya karar vermişiz.
Konuk olarak ilk Haluk Levent’i düşünmüşüz.
Zihnimizdeki sorular içerisinde:
Paralar doğru yere harcanıyor mu?
Konut yapımı için kimlerle görüşüldü?
Dekont ve sözleşmeler var mı?
Aramızda olan yazışmalarda bu soruları not düşmüşüz.
2023 yılı Şubat’ında, bu yardımlaşma hareketini yakından takip eden sadece ben değildim.
Çok insanın bakışı da benimkine benziyordu.
Savcılığın çağırmaya devam ettiği çok ismin belirgin ortak özellikleri var:
İktidara mesafeliler.
Eleştirel kimlikleriyle biliniyorlar.
Diğer mahalleye muhalif olarak pazarlanıyorlar.
Tesadüf mü?
Bilemedim.
Magazinsel tarafı var mı?
Toplum için fazlasıyla.
Günümüzde anormal değil.
Savcılık sonrası, sosyal medyada kimi isimlerin hakkımdaki yorumları akışıma düştü.
Çok keyiflilerdi.
Ama…
İçlerinde geçmişini silemeyenler de vardı.
İsim verip gereksiz tartışmalara girmek hiç tarzım değil.
Mesela birinin birkaç gün önce Haluk Levent’le o günlerden kalma fotoğrafı ortaya çıktı.
Altına ismi etiketleyip:
“Yem etmeyin” demiş.
Arasan bir sürü bulursun.
O zamanlarda doğru muhakeme buydu.
Aksi yersiz bir eleştiri olurdu.
Erdoğan’ın İletişim Zirvesi’nde, yazılı metinden dillendirdiği bir sözü daha var:
“Çarpık ilişkiler ortaya çıkıyor…”
Bu da kafamda başka bir şeyi tetikledi.
Bakın!
Ahbap’ın kurucusu, 2019 yılında yılın en güveniliri seçilmiş.
“Gururum okşanmıyor değil” diye konuşmuş.
Haziran 2021’de Beştepe’de ağırlanmış.
Emine Erdoğan’ın elinden ‘Vakıf İnsan Ödülü’ almış.
Bakan Mehmet Nuri Ersoy da o etkinlikte.
Hatta İletişim Başkanlığı programın sonradan bilgisini paylaşmış.
“Başka ne bulabilirim?” diyerek, dijital ortamda açık kaynakları taradım.
Eski ve yeni bakanlardan Yusuf Tekin, Murat Kurum, Süleyman Soylu ve Fahrettin Koca’yla çekilmiş fotoğraflar karşıma çıktı.
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin:
“Haluk Levent Gaziantep’e çok yakışıyor” diyor.
Tarih 17 Eylül 2022.
Birlikte şarkı da söylenmiş.
Bunlar yapay zeka üretimi değilse tablo bu.
Gayet normal hareketler…
Haluk Levent, o yıllarda iyilik hareketiyle iktidardan muhalefete, bürokratından iş insanlarına kadar toplumun geniş kesimlerinin sempatisini kazanmıştı.
Ben, geçmiş zamanlardaki bu eylemlerin neyini eleştirebilirim ki!
Bugün ortaya atılan vahim iddialar, o gün bilinseydi kimseyi kandıramazdı.
Ne en güvenilir adam seçilirdi, ne ödül alırdı.
Ne de fahri hemşehri ilan edilirdi.
Hak ettiği ceza çoktan verilmiş olurdu.
Tercihi sorgulatacağım iki sorum olacak:
Bu insanla:
Yolu kesişmiş.
Selamlaşmış.
Veya.
Gazetecilik faaliyetinde bulunmuş kişileri ifadeye çağırmak mı olması gereken?
Yoksa…
Bu dosyada…
Şüphe uyandıran…
Çarpık ilişkilere girmiş…
Ucu gerçek sorumlulara uzanan…
Somut delillerle gölgedekilere ulaşmak mı gerçek hedef olmalı?
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Bu olaydaki fikrim net:
Bilgi alma ifadesine kimin çağrıldığından ziyade…
Kimin, sorumlu olduğunun delillerle ispatlanıp, getirilmesi olmalıdır.
Ancak o zaman…
Adliye koridorlarında görüntülenen her ismin peşinen suçlu sayıldığı izlenimini yazan çizen itibar infazcılarının önüne geçilebilir.
Yapılmazsa haysiyetler zedelenmeye devam eder.
30 Temmuz 2026

Yorum Yaz