Ülkede son yıllarda yaşanan en büyük kayıp ne olabilir?
Ekonomi doğru cevaplardan biri.
Siyaset durduğun yere göre değişebilir.
Adalet kesinlikle erozyona uğruyor.
Kültür de aşınıyor.
Peki güven hissi! Birine, bir şeye itimat edebilmek.
Aslında bu his, toplum olabilmenin temel kolonlarından biri. Kolon yıkılsa veya çatlasa ortaya çıkan enkaz büyük olur.
Her taraftan hissedilir.
Düşünün!
Güvenmiş…
Ama hayal kırıklığı yaşanmış…
İlk kurulan cümle şu oluyor:
“İhanet ettiler.”
İyi de ihanete uğrayana kadar aklın neredeydi? Neden bu duruma izin verdin?
Cevaplar aslında çok sade:
Çünkü güven duygusunun verdiği duygusallık aklın önündeydi.
An geliyor bir arkadaşa inanılıyor.
Ya da…
Siyasetçiye veya bir devlet kurumuna itimat ediliyor.
Bir vakfı, bir kanaat önderini, bir gazeteciyi yahut bir yardım kuruluşu ve başındaki ismi kendimize yakın hissediyoruz.
Yakınlığın nedeni belli. Akla uygun görünüyor. Samimi bulunuyor. Şeffaflık hissediliyor. Hatta biraz da ideolojik yakınlık kuruluyor.
Fakat gün geliyor sahnelenenlerin çoğunun düzmece olduğu anlaşılıyor.
Fena bir durum, tepki ise bildik:
“Sen de mi? O da bize ihanet etti.”
Bir sorum var:
Gerçekten ihanet eden o mu?
Yoksa…
İyice araştırmadan, sorgulamadan sadece ünlü olduğu için, aklın yolu yerine duygularla hareket ederek kendimize mi ihanet ettik?
Diyorum ki…
Beğenmekle güvenmeyi karıştırıyor olabilir miyiz?
Kurulan sanal yakınlıkla geçmişi araştırmayı unutuyor muyuz?
Samimi haller gözümüzü mü boyuyor?
Yardımlaşma eylemi duygularımızı çok mu etkiliyor?
Bunlara hata olarak bakmıyorum. Dürüst bir davranış olarak görüyorum.
Güven duyarak insanları hemen görmek istediğimiz gibi kabulleniyoruz. Oldukları gibi değil maalesef.
Sonunda gerçeklerle yüzleşildiğinde umutlar sarsılıyor, beklentiler yıkılıyor…
Belki de en kötüsünü kendimize kızarak yapıyoruz:
“Aptalmışım, safmışım,” diyerek.
Ya da…
İyi niyetimizle değerlendirme gücünümüzü eleştirerek…
“Yapılması gereken ne olmalı?” diye sordum iç sesime.
Sorgulamak.
Aklı ön cephede tutmak.
Belki de hızla sembol haline dönüştürmemek.
Ve…
Ne kadar yakın bulursak bulalım, kişi yahut kurumları eleştirilemez duruma getirmek olmamalı.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Artık “Kime veya neye güveneceğim?” sorusundan önce, “Kendime ne kadar güvenmeliyim?” sorusu sorulmalı.
İnsan, kendi aklına ve duygularına güveniyorsa kolay kolay ihanete uğramaz. Bence güven hissini evvela kendimizde inşa etmeliyiz.
İlk yapılması gereken, toplumun peşine takılmadan kendimizin verdiği karar olmalıdır.
Eğer kendimize ihanet etmeyi azaltabilirsek, başkasının ihanetini gördüğümüzde kolay etkilenmeyiz. Muhakemem bundan sonra bu olacak.
16 Temmuz 2026

Şahin
Öfke ve nefret alternatif seçenekleri analiz etme kabiliyetini yok ediyor. Bu öfke ve nefret çok kolay manipule edilir, kandirilir hale getiriyor siz ve size inanan kitlenizi. Siz turkiyede sadece gazeteci degilsiniz yillarca muhalif gazeteci kimliginizle bir taraftar yopladiniz , şimdi ise bu ofkeli taraftara karsi konusma cesaretini kendinizde bulamiyorsunuz. Türkiyede cumhutiyet halk partisine oy veren vatandaş disindada kimseyi tanimiyorsunuz. Yardım gorurebilecek tek dernek olarak elinizde Ahpap kalmisti ve birseyler yapma gayreti sizi ve size inananları bu dolandiriciya yoneltti. Secim sonucunda ofke kusulan vatandasinda kursaginda onlari asagilayan kisilerin yardimlari nasip olmadi.