Ankara Temmuz ayı başında önemli bir zirveye ev sahipliği yapacak.
NATO liderleri yani üye ülkelerin başbakan ya da devlet başkanları başkentte bir araya gelecek.
Kuşkusuz bu yıllık buluşma NATO için önemli. Türkiye için de önemli. Diplomatik açıdan ev sahibi ülke olarak anılmak basit bir durum değil.
Sadece NATO üyeleri takip etmeyecek bu toplantıyı.
Rusya ve Çin, Ankara’dan çıkacak mesajları dikkatle izleyecek.
Yeni stratejiler, yeni dengeler, yeni ittifak arayışları belirlenecek.
İşin uluslararası hikayesi bu.
Fakat bir de Ankara’nın sokaklarında kurgusu önceden hazırlanmış, senaryosu yazılmış yaşanmakta olan olaylar
var.
İktidar zirve için aylar öncesinden hazırlıklara başladı.
Şehrin şekli değiştiriliyor.
Caddeler düzenleniyor.
Görüntü güzelleştiriliyor.
Gelen liderler memnun ayrılsın isteniyor.
Başkentte yaşayan arkadaşım, “Ankara’ya yapılan makyajı görmelisin.” dedi.
Bizde ambalaj önemlidir.
Bazen içeriğinden daha fazla…
Hele ki AKP iktidarında ambalajlı propaganda itibardır.
Tasarruf yapilmaz.
Olmayanı varmış gibi göstermeyi, makyajla gerçeğin üzerini örtmeyi de severiz.
Güzelleştirmelere, geçici makyajlara, tasarrufsuz propagandalara takıntım yok artık, mesele yaptığım konu hak ve özgürlükler…
Çünkü zaman yaklaştıkça düzenlenen yerlerin sadece sokak ve caddeler değil, yurttaşların özgürlük alanlarının da olduğunu görüyorum.
Şimdiden çeşitli yasaklar uygulanmaya başlandı.
Potansiyel protestolar gerekçe gösterilerek gözaltı kararları alınıyor.
Olağan şüpheli sıfatıyla yüzlerce kişi hakkında işlem yapılıyor.
Peki neden?
Liderlerin güvenliği mi?
Elbette güvenlik önlemleri alınmalı.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ama güvenlik başka şey, insanların anayasal haklarını peşinen tehdit olarak görüp yok saymak başka şey.
Demokrasilerde protesto etmek suç değil, haktır. Mevcut anayasa; silahsız, saldırısız ve barışçıl gösteri yürüyüşlerini zaten güvence altına almaktadır
İktidarın hoşuna gitmeyebilir.
Rahatsız edici olabilir.
Dünyaya verilen süslü vitrini bozabilir.
Ama demokrasinin doğasında olan bir durumdan bahsediyorum.
Kanımca korkulan tam da bu!
Ankara sokaklarında yükselmesi muhtemel sesler…
“Özgür Gazze” sloganları…
“Katil Netanyahu” tepkileri…
“Trump’ın suç ortaklığı” eleştirileri…
Erdoğan ve Trump’ın karikaturize edilmiş yanyana posterleri…
Düşünsenize altında bir de;
“Dostum Erdoğan” yazısı…
Belki de asıl endişe budur.
Dünyanın kameraları Ankara’dayken keyif kaçıracak görüntülerin ekranlara yansıması istenmiyor olabilir.
Eğer durum buysa daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız!
Amaç güvenliği sağlamak adına, görüntüyü kontrol etmek gibi görünüyor.
AKP iktidarı demokrasiyi yaşatmak yerine, demokrasiyi kameralardan uzak tutmaya çalışıyor.
Soruyorum:
Bu katı gözaltılar gerçekten güvenlik için mi yapılıyor?
Yoksa birilerine “Merak etmeyin, her şey kontrol altında” mesajı vermek için mi?
Acaba bu zirvede Trump bulunmayacak olsaydı aynı uygulamalar yine yapılır mıydı?
Aynı korku iklimi oluşturulur muydu?
Aynı yasaklar bu sertlikte uygulanır miydi?
Bilmiyoum.
Ama bildiğim bir şey var.
Bir ülkede insanlar henüz yapmadıkları eylemler nedeniyle gözaltına alınıyorsa, orada demokrasi adına ciddi bir problem vardır. Aslında bu uygulamalar yeni bir durum hali de değil. Olağan şüpheli sıfatıyla ara ara yapılır.
Adına ister “kontrollü demokrasi” deyin…
İster “korkan demokrasi”…
İster “korkak demokrasi”…
Sonuç değişmiyor.
Hakiki demokrasi, vatandaşından korkan değil,
vatandaşının sesine tahammül edebilen rejim olmalı.
Anayasa gerekçeler üretilerek çiğnenmemeli.
Nerdeeeee…
Güvenlik gerekçesiyle yürütülen operasyonlarla yüzlerce insan kontrol altında tutulsa da, illa ki bir yerlerde korsan bir eylem ortaya çıkar.
Ne kadar baskı…
O kadar tepki….
Beklenmedik bir yerde, ummadık bir zamanda…
Meselenin omurgasına gelecek olursam;
Muhtemelen zirve bitiminden birkaç gün sonra gözaltındaki zorunlu ağarlamalar bitecek, alınanlar serbest bırakılacak.
İtibar konuşulurken,
liderler ülkelerine dönecek.
Caddeler yeniden eski hâline kavuşacak.
Makyaj kaybolacak.
Ancak benim kafada biri için geride hep şu soru olacak:
Ankara’da gerçekten NATO zirvesi mi yapıldı?
Yoksa iktidarın kendi vatandaşından ne kadar çekindiğini gösteren büyük bir korku gösterisi mi izledik?
Bence asıl cevap da bu!
22 Haziran 2026

Yorum Yaz