Aynı gün önüme düşen iki farklı fotoğraf vardı.
Fotoğraflara baktığımda kafamda ne yazmam gerektiği beliriverdi.
Senaryo kurmayı, düşünce denemeleri yapmayı seviyorum. Bir söz, bir hareket ya da bir kare fotoğraf…
Beni benden alıyor.
“Bu iki fotoğraf bir partinin veya muhalefetin nasıl yol izleyeceğini anlatıyor olabilir” dedim içimden…
*
İlk karenin adresi Ankara Tandoğan…
Diğerinin ise Diyarbakır.
Birbirinden tamamen farklı iki buluşma.
Ortak yol mu? Ne alaka!
Sonra daha dikkatle bakıp, boşvermek yerine siyasi bir formülleştirme çalışması yaptım.
Ankara’da milliyetçi İYİ Parti’nin “Bayrak Açıyorum Mitingi” vardı.
Beklenenden çok daha kalabalık bir meydan…
Müsavat Dervişoğlu’nun mesajı beklenildiği gibi oldu:
Terörle, teröristle müzakereye hayır…
Hukuksuzluğa da, adaletsizliğe de hayır…
Meydan, Abdullah Öcalan’la yürütülen çözüm sürecine karşı olan itirazını fazlasıyla gösteriyordu.
Belki de bu yüzden beklenmedik bir kalabalık oluştu.
Mitingin dikkat çekici ayrıntılarından biri de CHP’den bazı isimlerin, özellikle de Mansur Yavaş’ın mitinge katılmasıydı.
Nezaket gereği miydi?
Yoksa milliyetçi seçmene verilmek istenen bilinçli bir siyasi fotoğraf mıydı?
*
Şimdi madalyonun öteki yüzünü çeviriyorum.
Adres Diyarbakır.
Koltuğu “Kayyum Kemal”e bırakan Özgür Özel…
CHP’nin gönüllerdeki lideri.
Karşılama iyiydi.
Daha rahattı, daha özgüvenliydi.
Selahattin Demirtaş, avukatı aracılığıyla “Özgür Başkana selam olsun” mesajı gönderdi.
Özgür Özel de insani mesaja karşılık verdi:
“Selahattin Başkana selam olsun.”
Bana kalırsa siyasetin ince ayarı burada başlıyor.
İster senaryo, ister düşünme denemesi…
Özel’in tercih ettiği isim Öcalan değil.
AK Parti ve MHP’nin yürüttüğü temaslarda adı geçen Öcalan’a yönelik benzer bir siyasi dil hiç kullanılmadı, hatırlamıyorum.
Hafizayi taze tutmak adına, sevgi ve saygısını en çok gösteren Devlet Bahçeli oldu.
Yol ayrımındaki Özgür Özel, aktif siyasetin dışında tutulan Selahattin Demirtaş üzerinden bir iletişim kuruyor.
Selahattin Demirtaş da aynısını yapıyor.
Acaba Özel bilinçli olarak şu ayrımı mı yapıyor?
“Öcalan başka… Demirtaş başka…”
Kürt seçmene ulaşmaya çalışırken, toplumun daha geniş kesimlerinde kabul görebilecek bir siyasi figür üzerinden mi bunu tercih ediyor?
Demirtaş da cezaevi sonrası “Türkiye Partisi” olma hayalini gerçekleştirmek için mesafeli seçmene ulaşmayı mı hedefliyor?
*
Şimdi kum saatinin dar boğazına geldim.
Bir tarafta Tandoğan…
Mansur Yavaş’la milliyetçi tabana güven veren bir fotoğraf.
Diğer tarafta Diyarbakır…
Kürt seçmene verilen kapsayıcı bir mesaj.
Bir tarafta Mansur Yavaş…
Diğer tarafta Özgür Özel.
İki farklı adres…
Farklı seçmen kitleleri…
Başka bir siyasi dil…
Ama tek bir parti.
Belki CHP ile anılmamak, kendilerine eylem ve söylem serbestliği kazandırmış da olabilir.
Bilinmez…
Sıradaki can alıcı soru:
Bu bir çelişki mi?
Birbirlerine çelme takma mı?
Yoksa bugünün Türkiye’sinde seçim kazanabilmek için muhalefet cephesinde ortak akılla geliştirilmiş siyasi bir strateji mi?
Milliyetçi seçmeni kaybetmeden…
Kürt seçmenin desteğini de koruyarak…
Aynı çatı altında yol yürümek.
Kolay değil, zor ama imkânsız da değil.
Nedeni:
Ortak hedef Erdoğan’ı tekrar seçtirmemek!
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
İki fotoğrafa baktığımda böyle bir senaryo kurdum. Muhalefet bloğunun farklı siyasi dil geliştirme zorunluluğu var.
Türkiye’deki siyasal gerçeklik bunu gerektiriyor:
Farklı toplumsal yapılara farklı tonlarda seslenmek…
İncitmeden, sınırlara saygı göstererek, samimi bir şekilde…
Eğer meseleye bakış açısı bu şekilde ise bu bir çelişki değil, tam bir seçim kazanma stratejisidir.
Madalyonun hangi yüzünün gerçeği anlattığına karar verecek olan da sonunda siyasetçiler değil, sandığın başına gidecek seçmen olacaktır.
26 Haziran 2026

Yorum Yaz