Düşünce deneyi yapmayı seviyorum. Okuyacağınız yazı onlardan sadece biri.
Bir sabah uyanıyorum.
Seçim olmuş, bitmiş.
25 yıl sonra iktidar değişmiş.
Ülkede farklı bir iklim var.
Aradan günler geçiyor. Televizyonu açıyorum. Devletin televizyonu TRT’nin ekranı aniden kararıyor. Siyah zemin üzerinde beyaz puntolarla bir yazı beliriyor.
Şöyle diyor metinde:
“Değerli izleyicilerimiz…
Kamu yayıncılığı ilkesinden uzaklaştığımız çok dönemler oldu. Devletin televizyonunda haber yerine iktidarın propagandasını yaptık. Muhalefetin sesini hiç duyurmadık. Siyasi iktidar bize ne söylediyse harfiyen yerine getirdik. Milletin vergilerinin karşılığını vermedik. Tüm vatandaşlarımızdan özür diliyoruz.
Saygılarımızla…”
Şaşkınım… Olup biteni anlamaya çalışıyorum.
Şoku hâlâ atlatamamışım.
Sonra ekran yine kararıyor. Karşımda devlet bankalarından birinin açıklaması var.
Yine beyaz puntolarla…
Deniyor ki:
“Tüm milletin bankası olduğumuzu unuttuk. Devletin değil, partinin bankası gibi davrandık. Her vatandaşa aynı mesafede duramadık. Özür dileriz. Saygılarımızla…”
Ardından bir devlet kurumu daha, mesela TOKİ:
“Siyasi iktidar, kurum kimliğimizi maalesef partileştirdi. Onun arka bahçesi gibi davrandık. Özür dileriz. Saygılarımızla…”
Bu hayalde, özür dileme yarışı içindeki kurumlar adeta geçmişleriyle yüzleşiyordu.
Avrupa’dan gelen haberi okumasaydım, itiraf ediyorum böyle bir yazıyı kaleme alamazdım.
Macaristan birkaç ay önce siyasi değişim yaşadı. Baskıcı Orbán iktidarı 16 yıl sonra yıkıldı. Muhalefet iktidara geldi.
Yeni yönetim anlayışı bir ilke imza attı. Ülkede devlet televizyonunun ekranını kararttı. Esinlendiğim hayalin tam da gerçeğe dönüşmüş hâliyle…
Ekranda şu yazıyordu:
“Kamu yayın kuruluşları yalan söyleyemez. Uzun yıllar boyunca bunu yapmış olmamız nedeniyle özür diliyoruz.”
Demek oluyor ki bugün hayal gibi görünen şeyler, yarın gerçekleşebilir.
Gerçek haberi okurken ve düşünce deneyini yaparken şunu fark ettim:
Hayalini kurduğum o anlarda TRT’nin, kamu bankasının veya TOKİ’nin özür dilemesi yeterli miydi?
Bence hayır!
Çünkü bu kurumları bu hâle birileri getirdi.
Zamanın iktidarı.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Peki siyasi yöneticiler ne yapacak?
Çıkıp özür diler mi?
Yoksa vekâleten birilerine mi yaptırılır?
Devlet kavramı ile siyaset arasındaki çizgiyi yok edenler…
Devleti partileştirmekte sakınca görmeyenler…
Hiç gitmeyecekmiş gibi koltuklarına sarılanlar…
Eleştireni düşmanlaştırıp ötekileştirenler…
“Ya bendensin ya değilsin.” diyenler…
Öyle bir an geldiğinde şunu diyebilecekler mi?
“Yanlış yaptık.”
Çünkü tarih kanıtlarıyla dolu.
Hiçbir iktidar kalıcı olmamış.
Bence siyaset yapanların en büyük yanılgısı, hesaplarını kalıcılık üzerine yapmaları.
Değişimi kabullenememeleri.
Belli mi olur, ilk seçimde kaleler düşer.
Bizde de iktidar değişir, iklim farklılaşır.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
O gün geldiğinde merak edeceğim şu olacak:
Devlet kurumlarının özür dileyip dilememesi değil, onları bir kalıbın içine hapseden siyasi zihniyetin kameralar önünde o cümleyi kurup kurmayacağı:
“Yanlış yaptık, özür dileriz.”
Ama siyasetin bu zor cümleyi kurmayacağını da biliyorum.
O yüzden bu bölümü hayal bile edemiyorum.
4 Temmuz 2026

Yorum Yaz