Yeni süreçle ilgili iktidar tarafında ketumluk devam ediyor. Birkaç gündür baş aktörlerden Abdullah Öcalan revaçta…
İlk:
Yalanlanmayan ‘Öcalan Tutanakları’ ortaya çıktı. DEM Parti, ekleme ve çıkarmalardan bahsetti.
Dolayısıyla notların bütünüyle gerçek dışı olduğunu hiç düşünmüyorum.
Sonra:
Yine İmralı’nın üst düzey aranan PKK’lılarla görüştürüldüğü iddia edildi. Doğrulama beklemiyorum. Uydurma haber de denmedi. Ki bana göre iki taraf arasında diyalog kurulmuş olması zaten muhtemel ve mümkün de…
Doğruysa, buluşma adresi illa denizin ortasındaki ada olmak zorunda değil. Bu yöntemin, yönetenler açısından alınabilecek bir risk olduğunu sanmıyorum.
Çünkü anayasa ve yasalar çiğnenmiş olur.
Gelecekte sorun çıkarabilecek bir durum.
Bugün teknoloji var. Çoklu toplantı başka yolla yapılmış olabilir.
Belki de birden fazla toplanılmıştır.
Şimdi asıl meseleye geliyorum.
Öcalan taraflar arasında tek muhatap mı?
Evet.
Özgüveni çok mu?
İddia edilen konuşmalarından net anlıyorum ki bu da evet.
Kendini vazgeçilmez mi görüyor?
Kesinlikle.
İnsanları aşağılıyor mu?
Çoğu zaman.
Baskın karakter mi?
Tartışmasız.
Karşısındakiler çekiniyor mu?
Benim notlardan okuduğum kadarıyla çekinilmekle kalınmıyor, solunan havadaki korku da hissediliyor.
Diyelim ki, arzulanan barış sağlandı:
PKK tarihe karıştı.
Silahlar tehdit olmaktan çıktı.
Anneler, babalar, eşler, çocuklar artık ağlamıyor.
Bunlar, toplum ve gelecek adına çok değerli.
Peki, sana birkaç adım sonrasıyla ilgili sorum olacak:
Barışın sonrasında doğal olarak siyaset konuşulacak.
Daha doğrusu buradaki güç dengesi nasıl olur ya da olacak?
Öcalan, tutanaklarda sonrası için emekliye ayrılmayacağını net söylüyor. Bunu da devrimci kimliğine bağlıyor.
Kişisel izlenimim ve öngörüm şöyle:
Sonuçta güvercinler özgürce uçmaya başladığında İmralı’ya da özgürlük gelecek.
Adamı orada tutmanın hukuki gerekçesi ortadan kalkacak.
Abdullah Öcalan legal siyaset içinde olacak.
Ancak…
Tartışmasız bir otoriteye dönüşme ihtimali çok yüksek.
Devamlı ben diyen biri yetmişinden sonra zor değişir.
Onun PKK üzerindeki etkisi gösterdi ki varlığı tartışmaya açık değil. Yarın kuracağı partinin ve Kürt siyaseti üzerindeki tesiri çok daha büyük olabilecektir. Kadroları da büyük ihtimalle dağdan ovaya inenlerden oluşacaktır.
Neticede bir de ahde vefa var.
“Demokratik bir cumhuriyet hayalim var” diyen birinin, kendi siyaset alanında tek belirleyici olması sana da garip gelmiyor mu?
Samimiyetsiz sözler…
Şartlara göre stratejiler belirleyen baş aktörün kendini kurtarma çabası olarak değerlendiriyorum. Üstelik tutanaklarda stratejinin neden değiştiğini de açıklıyor.
Elbette tüm yazdıklarım benim bugünden yaptığım çıkarımlar. “Kesin böyle olacak” demem mümkün değil.
Ama…
Görmezden de gelemiyorum.
Meselenin omurgasına gelecek olursam.
Eğer barış gelecek olursa, bedeli, başka bir alanda tek adam düzeni olabilir mi?
Bu durum onunla yol yürüyecekleri ilgilendiriyor.
Ortada silahlar görünmese de…
Korkutarak yönetmek, eski bir alışkanlığın devamı biçiminde olabilir.
Bilemem.
Ama kuvvetli bir his olarak tarihe bu notumu düşebilirim.
Meşru bir siyaset içinde olası Öcalan ve politbürosuna karşı durabilmek pek kolay görünmüyor. Karşı bir hareketi filizlendirmek dokunup da yanmakmış gibi geliyor bana.
O günler gelirse, onunla birlikte siyaset yapacak olanlara da şimdiden Allah kolaylık versin!
25 Ağustos 2026

Yorum Yaz