Öfke…
Hem fizikseli var hem
içseli. Ülkede bağırıp çağırmayı seven, vurup kırmaktan keyif alan, hatta an geldiğinde can almaya yatkın azımsanmayacak bir yığın var.
Televizyonlarda gösterilen diziler bile şiddet kurgulu değil mi? Toplumun davranış tarzlarından birinin ne olduğunu ekran başına geçtiğinde kendini izleyerek anlıyorsun. Şöyle doğru dürüst bir teknoloji dizisi görebiliyor musun? Ben hatırlamıyorum.
Meselem bu yazıda fiziksel değil, bastırılmış öfke duygusu olacak. Dışarıya yansıtmasak da çoğumuz bu psikolojik bozukluk gerçeğini yaşıyoruz.
Bu öfke türünün nedeni yeterince konuşamamak….
İçindekini boşaltamamak… Çoğu kez yutkunmak… Şöyle bir örnekle anlatayım:
Hava boşaltma tekniğiyle çalışan düdüklü tencerenin bozulması gibi düşünün. Sonunda ne olur? Bom!
Ülke de bozuk! Her gün ayar değişikliği oluyor.
Bir taraf insan bir şeyler söylemek istede de söyleyemiyor. Korkutan iklimin soğukluğu daha ağır hissediliyor. Bugün sessizliğe bürünmek insanlara daha sıcak geliyor. Seferihisar pazarında, atmışlı yaşların üzerinde bilmediğim bir kadının yanımda belirip, samimiyetle koluma girerek, kulağıma eğilip, “ az değiliz, az değiliz” diye fısıldaması ve ayrılması, gözümün önünden gitmiyor.
O kadın ve çoğu insan itirazlarını içine atıyor. Kendi gibi insanların bulunduğu küçük ortamda veya kendi kafasında bir kisiyi gördüğünde cesaretleniyor. O da kontrollü bir cesaret. Asıl iki büyük tehlike var: İlki eleştirel duruşundan dolayı ona yaşattırılan manevi eziyet, ki şu zamanda öfkesini bastırıyor. İkincisi zamanı gelene kadar içinde biriktirdiği bileylenme hissi. Bunu görüyorum.
Ülkede tablo şu:
Geçim derdi…
Gelecek kaygısı…
Emeklinin, işçinin, dar gelirlinin yaşam mücadelesi…
İlaveten:
Şiddet…
Toplumsal yıkımlar…
Bitmedi:
Uyuşturu.
Ekonomik bozukluğun sonucu ahlaki yıkım.
Ve sistemsizlik…
Hepsi kocaman bir yük! Bir de buna adalet duygusunu zedelediğini düşündüğü olayları ekleyin:
Operasyonlar…
İddiaların gerçekmiş gibi sunulması…
Partililerine yönelik yargılama yöntemleri…
Tartışmalı yargı kararları…
Muhalefete destek veren kitle şu anda içsel öfkenin obezliğini yaşıyor. Biraz protesto hakkı kullandırılsa… Azcık itirazlar yüksek sesle yapılabilse… Korku iklimi hafifleyebilir. Öfkesinin bir kısmını atıp, rahatlayabilir. Yok! İzin verilmiyor.
Yaşadığım ilçe Seferhisar’da yolsuzluk iddialarından dolayı belediyeye operasyon yapıldı. Belediye tabi ki muhalefetten, CHP. Başkan dahil çok kimse tutuklandı. Başkan bu arada ileri derece diyazliz hastasıymış. Adli kontrol uygulanabilirdi, o da yapılmadı.
İlçede hayat olağan akışında sürüyor. Protesto cılız. Slogan yok. Heveslisi de yok. Açık alanda meydan okumayı bırak, meselenin geyiği yapılır halde; sıra kimde, cezaevine diyaliz cihazı da koyarlar, aylarca çıkamazlar, yerine geleni de alırlar, o da olmuş, bu da olmuş… Sadece köşelerde sert fısıldaşmalar var. Biriken sessiz öfkeyi hissediyorsunuz.
Ruhların hali bu durumdayken bence sorulması lazım gelen soru şu:
“Bastırılmış öfke duygusu nereye gidecek?”
İçinde sonsuza kadar tutabilir mi? Psikologlar cevabını verir, ama cahil biri olarak bana göre hayır.
Çıkış yolu sokak mı? Belki bunun olması isteniyor. Karşı taraf ise istemli veya istemsiz akıl geliştirmiş görünüyor: Hayır! Böyle bir düzende bu direnme yönteminin karşlık bulmayacağını anlamış.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Bir yol var…
Konuşamıyorsa…
Öteki konumuna getirildiyse…
İtiraz hakkını kullanamıyorsa…
Tercih yapar.
İçinde biriktirdiği öfkeyi, sandık önüne geldiğinde pusulanın üzerinde sessiz kuvveti ile patlatır. Meseleye noktayı koyar. Obezlikten de kurtulur.
19 Haziran 2026

Yorum Yaz