Örgüt

150 150 Fatih Portakal

Yine bir sabah uyandığımda adres Çankaya Belediyesi idi.

Ankara’nın kalbindeki Çankaya ilçesi için satranç oyunundaki şah diyebilirim.

Şah’ın yönetim binasına polis girdi.

Savcılığın talimatıyla çok yerde gözaltılar yapıldı. Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’le birlikte 24 isim tutuklandı.

Suçlamalar farklı yerlerdeki benzer operasyonların gerekçeleriyle aynı:

Suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak.. ”

Dün sabah yine uyandım.
Operasyon olmuş; adres bu defa İzmit Belediyesi.

31 şüpheli için gözaltı kararı verilmiş.
CHP’li kadın Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet ve eşi de şüphe duyulanlar arasında.
Fatma Hanım’dan evden alınırken “Gönlüm rahat, ekşi yemedim ki karnım ağrısın” cümlesi duyuldu.

Suçlamalar yine benzer olacak:
Suç örgütü kurmak.
İhaleye fesat karıştırmak.
Kayırmak.

Yargı, yine bu suç örgütü iddialarını araştıracak. Delillerden iddianame hazırlanacak.

Güven duygusu gitgelli olan
yargılama süreçlerinin sonunda kararı yine mevcut sistem tecelli ettirecek.

Hukukun işleyiş tarzı tartışmaya açık olsa da, ortada ne itiraz edilebilecek başka bir makam ne de “kararı tanımıyorum” deme lüksü var.

Olan bitenleri izlerken aklıma alakasız şekilde çok basit bir soru düştü:

Türkiye’de bugün en büyük örgütlenme acaba nerededir?

Farkındayım, örgüt kelimesi kulak tırmalıyor.
Anlam olarak olumsuzluk hissi veriyor.
Anlamı nötr olsa da, akla getirdiği kötü.
Nedense suçla daha yan yana konumlandırılıyor.
Bence hiç de öyle değil!

Örgüt ismi, aslında hayatın hep içindedir.

Sendikalar örgütlenmek zorundadır.
Dernekler…
Meslek odaları…
Aile bile küçük ama örgütlü bir yapıdır.

Siyasi partiler de örgütleri ile var olur.

Çünkü örgütleyen hep insandır. Örgütlenmek eylemi de hayatın en doğal halidir.

Zaten demokrasi denilen sistem, toplumun örgütlendirilmesi ve verilen mücadele sonrasındaki kazanımlardır.

Sloganı bile vardır:

Yaşasın örgütlü mücadelemiz…”

Burada asıl mesele:
Nereden başlamak.
Nerede noktalamak.
Ve sınırları belirleyebilmektir.

Bence…

Olumlu hiçbir oluşum, sınırsız biçimde örgütlenmemelidir. Eğer olursa örgütlenmekten aldığı gücü toplumu değiştirmek ve dönüştürmek için kullanabilir.

Düşünün bir kere…

Örgütlü, güçlü bir siyasi parti seçim kazandı.
İktidara geldi.
Ülkeyi yönetmeye başladı.

Ancak süreç içerisinde örgütlü bu parti ile örgütlü devlet iç içe geçmeye başladı.

Şunu da düşünün…

O devlet, vatandaşların hala ortak çatısı mıdır?

Yoksa…

Parti gölgesinin ağır ağır üzerine düştüğü bir yapı haline mi dönüşmektedir?

Burada sözünü ettiğim parti gölgesi, devlet kurumlarında hissedilen siyasal ağırlıktır.

Kastettiğim şu; devlete partinin bir yan örgütüymüş gibi bakılması.
Devletin organlarında….
Bürokraside…
Yargıda…
Kamu yayıncılığında…
En basit atamalarda…Terfilerde…
Hatta bağımsız sivil toplumun yapılanmalarında…

O gölge kendini hep gösterir.

Her siyasi partinin bir tarafı vardır.
Fakat iyi örgütlenmiş devletin tarafı olamaz.
Gücü:
Anayasa ve yasalardır.
Tarafı:
Hak, hukuk ve adalettir.

Eğer toplumda siyasi bir gücün devlet üzerinde ağırlığı olduğu kanısı oluşuyorsa çok kere düşünmek gerekir.

İşte örgüt ve örgütlenmek derken bunlardan bahsediyorum.

Bugün devletin ilgili kurumlarının hazırladığı muhalefet için suç örgütü kurmak iddiaları var.

Hiç kimse hukuk karşısında ayrıcalıklı olmasın.
Araştırılsın.

Somut deliller ile suç yaratmadan ve sulandırılmadan suçlu bulunan cezasını çeksin.

Fakat!

Hukukun üstünlüğünü temel alan her devlet tarafsız olmalıdır.

Neden biliyor musunuz?

Devletin görevi salt suçluları bulup, cezasını vermek değildir.

Demokrasi denilen sistem bütünlüğünde asıl güvence devlet yapısının tarafsızlığıdır.

Bu yapı, mutlak güce sahip bir siyasi partinin uzantısı gibi görülmemelidir.

Meselenin omurgasına gelecek olursam:

Devlet ile parti arasındaki kalın çizgi kaybolmaya başlarsa ne mi olur?

Devlet kültürü zayıflar.

Parti kuvvetlenir.

Yapı, parti devleti olarak adlandırılır.

İşte düşünmenizi istediğim nokta tam da budur.

21 Temmuz 2026

  • 7

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak