Ruh Haliniz Nasıl?

150 150 Fatih Portakal

Salı ve cuma pazar alışverişi günlerimdir. Seferihisar’da salı pazarında üretici ile tüketici buluşur.

Cuma günleri ise büyük pazar kurulur.
İki pazar da bereketlidir.
Her şey boldur.

Pazara giderken esnafla selamlaşmak, hal hatır sormak keyif verici olur benim için.
Ayaküstü iki de laf ederiz.

Oyuncak malzemeleri satan, yılların esnafı bir arkadaşım var.
Gündemi takip eder; ülkede, İzmir’de, Seferihisar’da olan biteni konuşmayı sever.

İlhan’la bu kez konumuz Ahbap ve Haluk Levent’ti.
“Geçmiş olsun” dedikten sonra…
“Yapmış mı abi gerçekten ya?” diye sordu.
“Valla görünen öyle” dedim.
“E, biz de yardım yapmıştık” diyerek sözünü sürdürdü.
Bitirmedi:
“Bundan sonra kime güveneceğiz. Kime yardım yapacağız. Valla soğudum bu işlerden…”

Güven kaybı.
Ve…
Soğumak.
Biri neden, diğeri sonuç.

İhanet.
Ve…
Güven kaybı.
Bir neden sonuç ilişkisi daha.
Bugünün özeti gibi.
Geçmişe giderek bunları çoğaltabilirim.
Ama…
Okuyacaklarınız gelecekle alakalı.

O sohbet sonrası zihnimde bazı cümleler belirdi:

Ülke, gelecekte olası acı olaylarda yardımlaşmama tehlikesi içinde olur mu? Ahbap vakasında duyulacaklar insanlarda derin bir yara açar mı?

Çünkü:
Toplumların sermayesi ortak paydalarda buluşarak birliği sağlayabilmektir.

Çünkü:
Güvenmektir.
Kurumlara, oradaki kişilere itimat etmektir.

Güven duyarsa omuz verir.
Fizik gücünü kullanmaktan geri durmaz.
İmkanı varsa parasal destek sağlar.

Yangında.
Selde.
Depremde.
Ülke her büyük afette, bu yardımlaşma refleksini ortaya koydu.

İnsanlar SMS atarak, havale yaparak ihtiyaç sahiplerine ulaştı.
Kimi devleti aracı olarak gördü.
Kimi farklı derneklere yöneldi.
Kimi de bireysel yardımları tercih etti.

Ortak payda; derin üzüntü, yaraların hızla sarılması ve güven duygusu idi.

Peki şu an?

Bana kalırsa önümüzde bir tehlike var.
Büyüyebilecek bir tehlike.
Yaşanan olayla birlikte insanın kafası fazlasıyla karışık.
Duygusal anlamda çöküntü hissediliyor.
İhanete uğramış olmanın verdiği depresyon yaşanıyor.
Nedeni; güvenin derinden sarsılması.

Soruşturmadan ayrı tutulacak olursa bugün insanların zihnini kemiren asıl soru şudur:

Bundan sonra kime, nasıl güveneceğim?”

Sorum, sadece bir yardım derneği ya da yardım dernekleri, yardım vakıfları, devlete bağlı kurum ya da özel kuruluşlarla ilgili değil.

Asıl mesele ülkedeki yardımlaşma kültürünün nasıl etkileneceğidir?

Allah korusun benzer bir afet yaşansa.
Ya da…
Sel felaketi.
Yardıma hemen ihtiyaç duyan insan sayısı yine az olmayacak.

Tam da bu durumda şunu düşündürmek isterim:

İyilikte bulunmak isteyenler geniş bir rahatlık ve güven duygusu ile bağış yapabilecekler mi?

Yoksa…

Banka ekranına bakıp, uzun bir geçmiş yolculuğu mu yapacaklar?

“Yardımımı devlete yaparım, gerisini düşünmem” diyen olacaktır.

Devlet denetiminde olan dernek veya vakıflar da tercih edilecektir.
Ama…
Meselenin cevap bekleyen sorusuna gelecek olursam:

Ya bu para gerçekten ihtiyaç sahibine gitmezse?”

Bugünden sonra akla gelmeyecek bir değerlendirme değil.
Dediğim tehlike de burada başlamış oluyor.

Toplum güven yoksulluğu içine sürüklenirse ne mi olur?
Yardım yapan tereddüt yaşar.
Yardım bekleyen umutsuz kalır.
Köprü eskisi gibi işlemez hale gelir.

Elbette toplumsal görevini tam içeriğiyle yerine getiren yardım kuruluşlarından bahsetmiyorum burada…

Ülkede:
Dürüst çalışan.
Hesap veren.
Şeffaf yönetilen.
Böyle çok oluşum vardır.

Ahbap hakkındaki iddialar tabi ki genele yorumlanamaz.
Buna rağmen kafalarda hâlâ bir “ama” var.

Savcıya ifade verdiğim gündü.
İşim bitmiş İzmir’e dönüyordum.
Yurt dışında yaşayan bir arkadaşım aradı.
Önce “geçmiş olsun” diyecek zannettim.
Meğer başıma geleni duymamış.
“Hayırdır!” dedim.
Bir yardım kampanyası için sosyal medyamdan destek vermemi istedi.
Daha cümlesi bitmemişti:
“Olmaz. Yapmamaya karar verdim” diyerek reddettim.
Her yardım isteyen için ruh halim şu an aynı:

Güvensiz!

Biliyorum.
İnsani değil.
Sakat bir durum.
Sürdürülebilir hiç değil. Zamanla düzelecek.Yeni bir sürece ihtiyaç var. Aslında süreç dediğim yeni de değil; üzerine çok konuşulan bir şey:

Şeffaf yönetim bilinci.
Devlet tarafından etkin denetim.
Hesap verme iradesi.
Toplumun bilgi edinme hakkı.
Gazetecilerin sağlıklı bilgilere ulaşıp, toplumla paylaşması.
Bunlar güven duymayı tekrar inşa edecektir.

Arkadaşım İlhan’ın “valla soğudum bu işlerden” demesi de aslında sağlıklı sürece olan ihtiyacı vurguluyor.
İnsana özgü duygusal bir tepki.

Fakat…
Duygusal tepki uzun sürecek olursa?
Bunun cevabı net:
Zararı ihtiyaç sahipleri görür.

Meselenin omurgasına gelecek olursam:

İhanete uğramakla…
Hayal kırıklığıyla…
Öfkeyle değil; akılla karar verilmeli.

İnsan olmanın gereği ne ise ona devam edilmeli.
İyilik yapmaktan vazgeçilmemeli.

Ancak…

Bundan böyle çok daha dikkatli olunmalı.
Ağzımızın yanmasını istemiyorsak…
Kötü bir sürpriz yaşamadan,
huzurumuzun kaçmasına izin vermemeliyiz.

Güven duygusunu körü körüne inanmak yerine, bilginin üzerine inşa etmeliyiz.

İkinci bir güvensizlik krizini bu toplum kaldırmayabilir. O yüzden net ve samimi olunmalı. Herkes önce kendi payına düşeni sorgulamalı.

Unutulmaması gereken nokta şu:

Güvenin olmadığı yerde iyilik yapılmaz.
İyiliğin olmadığı yerde istenen paylaşma yaşanmaz; bireysellik büyür, toplum olunmaz.

25 Temmuz 2026

  • 7
3 Yorum

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak