Yaşadığın Hayata Razı mısın?

150 150 Fatih Portakal

Yoksulluk ne alın yazısıdır ne değiştirilemeyecek bir gerçek…

İnsan aklı ve gayretiyle kurulmuş bir düzen her zaman değiştirilebilir.

Önemli olan bir seyleri yapmaya niyet etmektir.

Türkiye on yıllardır yoksulluğu azaltamıyor. Aksine muhtaçlık hissi bu sistem çarkı içinde çoğalarak sürüyor.

On yıllardır gelir adaletsizliği, sınıfsal baskı ve eziyetler giderileceğine artıyor.

Adı Sermaye sistemi veya kazanç odaklı düzen…
Ne isim takarsak takalım adil olmayan düzen birilerini zenginleştirirken birilerini dibe çekiyor. Elde edilen kazanç adaletli bir şekilde paylaşılmak istenmiyor.

Bu acımasız gerçeğin nedeni tekten ekonomi olamaz. Adalet duygusunu işin içine katmazsak “insan” denilen mahluk, fakirliğin sonucunu soyut kavrama yükler.
Kendini suçsuz bulur.

Aslında günah da sevap da insanda bitiyor.

Soruyorum:

Küresel düzenin bir parçası olan iktidar, yoksulluğu niçin kalıcı olarak ortadan kaldıramıyor?

Cevap zaten sorunun içinde…

Küresel piyasa düzeni…

Ama halkın düzenini anlayabilmek zor değil ki!
Yaşadığımız yerin sokaklarındaki evlerden, çarşısında esnafdan, alışverişe çıkan insandan düzenin adaletsizliğini görebiliriz.

Tezgâhın önünde üçün beşin hesabını yapanlar…

Gramajı düşürenler…

İmrenerek bakanlar…

Alamayanlar…

Beslenemeyenler…

İhtiyaçları zorunlu erteleyenler…

Değişen alışveriş alışkanlıkları…

Birileri buna pişkince isim de takıyor:

“ Tasarruf”

Tamam tasarruf olsun.
Ama yoksulluk gerçeğini gölgelemek adına kullanılmasın.

Yoksulluk bu ülkede hayatın tam ortasında en büyük sorun olarak duruyor.

Yoksulluğu konuşurken, bazılarının ama ile başlayan cümlelerini duyar gibiyim:

“Ama vitrine bak! Esas hikaye orada” diyenler var.

Yeni yollar…

Köprüler…

Hızlı trenler…

Havaalanları…

İHA’lar… SİHA’lar… Menzili bilmem ne kadar olan füzeler…

Bunlar önemsiz mi? Elbette hayır? Devletin gücünü kudretini gösteriyor.

Peki saydıklarım vatandaşın refahına katkı sağlıyor mu? Kişisel gelirini mi artıyor?

Peki fakirliği ve yoksulluğu neden azaltmıyor?

Bence ülkenin mazeretsiz zenginliği yalnızca yatırımlarda değil, insanının hayatına verdiği değerle de ölçülür,

Şu soruyu seviyorum:

Yanlış nerede?

Bir tarafta yatırımlarıyla her ortamda övünen bir iktidar, bir tarafta ayı zor getiren, borcu borçla döndüren, sahip olma hissini büyük oranda kaybetmiş umutsuz büyük kitleler…

Demek oluyor ki, üzerine çok konuşulan refah toplumun tabanına ulaşamamış.

Mesele sadece mevcut ekonomik düzen değil. Mesele adalet duygusu!

Öyle ki adalet yerine adaletsizlik hakim…

Ülkede büyüyen servetler aynı hızla paylaşılamıyor.

Sınıfsal farklılıklar derinleşiyor.

Kazançda adaletsizlik büyüyor.

Giderde de adaletsizlik büyüyor.

Hep güçsüzün alehine…

Üretenle kazanan çoğu zaman aynı kişi olmuyor. Emek hakkettiği karşılığı bulmuyor.

İyi de iktidarın asıl görevi ekonomiyi büyütmek mi?

Yoksa refahı adil bir şekilde toplumun hepsine mi yaymak?

Adalet hissi bundan önemli. Mahkeme salonlarında dağıtıldığı söylenen adaletten bahsetmiyorum.

İnsanın içindeki teraziden…

Vicdandan…

Karaterden bahsediyorum.

Adalet, koyduğun servet ve emeğe göre geliri paylaşmaktır.

Adalet, vergide vicdanlı olmaktır.

Adalet, vadedilen refahın eşitce paylaşılmasıdır.

Adalet, eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, yemede içmede eşitliktir.

Adalet, hayatın içinde olmalıdır. O his yitirildiğinde veya azaldığında ekonomi zayıflar.

Hukuk sistemi tartışılır hale gelir.

Eğitim kalitesizleşir.

Güven duygusu azalır.

İnsanın ahlakı zayıflar.

Tek bir partinin 24 yıldır yönettiği ülkede yine aynı bozuklukları konusuyoruz.

Çeyrek yüzyılda neden üstesinden gelinemedi? Neden daha eşitlikli daha adaletli bir toplum oluşturulamadı?

Cevap adaletsiz olunması…

Anlayamadığım, zorluğu yaşayan kitleler yönetenlerden hayatlarını iyileştirmek için neden daha fazlasını talep etmiyor?

Belki bıkkınlar…

Düzene alıştılar…

Alışmayı mecburiyet mi sanıyorlar?

Ya da ses çıkarmaya korkuyorlar…

Bana göre cevap hepsinden azar azar…
Umutsuzlar, kanaatkarlar ve cesaret duygusunu yitirmişler.

Meselenin omurgasına gelecek olursam:

Adaletsizliğin sonuçlarından biri olan yoksulluk sadece cebi boşaltmıyor. Dertleriyle insanı yalnızlaştırıyor…

Umutları yok ediyor…

Kalıcı mutsuzluğa neden oluyor.

Ve itiraz etme gücünü zamanla zayıflatıyor.

Belki de esas yapılmak istenen tam da budur!

21 Haziran 2026

  • 1

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak