Kemal Kılıçdaroğlu, tartışmalı yargı kararının ardından CHP’nin başına yeniden koyulduktan sonra ilk televizyon programına çıktı.
Sözcü TV’deydi.
Seyretmedim. Sosyal medyada dolanırken
flaş bölümler karşıma çıktı
Dokunulmazlıklar sorular arasındaydı
Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmasına giden süreç de hatırlatıldı.
Ardından şu soru geldi:
“Pişman mısınız?”
Adamın cevabı bildik sakinlikte kısa ve net oldu.
“Hayır.”
Daha bu cevap sindirilmemişken, adamlarından biri müjdeyi verdi.
“Kemal bey Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edecek.”
Ziyaret olur mu?
Olmaz mı?
Demirtaş kabul eder mi?
Etmez mi?
Bilmiyorum.
Ama son açıklamayı duyduğumda başka bir şeyi düşünmeye başladım.
Ya kabul ederse?
Ya gerçekten cezaevinde aynı masaya otururlarsa?
Ya televizyonda söylenen o cümle, birkaç gün sonra muhatabının karşısına çıkarsa?
İşte bu yazı “Pişman mısınız?” sorusundan çıktı.
Bu bir haber değil.
Bu görüşme henüz yaşanmadı.
Belki de hiç yaşanmayacak.
Bu sadece zihnimde kurduğum bir sohbet. “Düşünce denemesi” denilebilir.
*
Cezaevinin kapısı açılır.
Görevli içeri giriyor. Mahkum Demirtaş’a soruyor.
“Ziyaretçiniz var.”
“Kim?”
“Kemal Kılıçdaroğlu.”
Hımm! Kısa bir sessizlik oluyor.
Sonra Demirtaş ayağa kalkıyor.
“Buyursun.”
Misafir masaya alınıyor.
İki medeni insan gibi tokalaşıp
oturuyorlar.
Önleri boş, yalnızca içiçe geçmiş parmaklar masanin üzerinde…
Aralarında ise yıllar.
“Nasılsınız?” diye soruyor Kılıçdaroğlu.
“İdare ediyoruz.”
“Sağlığınız nasıl?”
“On yıldır cezaevinde olan birine göre fena değil.”
Hımm! Yine bir sessiz ara.
10 yıldır cezaevinde yatan Demirtaş söze giriyor.
“Doğrusu geleceğinizi duyunca şaşırdım.”
“Neden?”
Issız adam lafı gediğine yerleştiriyor
“İnsan genelde pişman olmadığı kararların sonuçlarını ziyarete gelmez.”
Kılıçdaroğlu kendinden emin hafifçe gülümsüyor.
“Bu cümleyi kuracağınızı tahmin etmiştim.”
“Ben de geleceğinizi tahmin etmemiştim.”
İkisi de gülümsüyor.
Ama sadece birkaç saniye…
“Ben düşüncemi söyledim” diyor Kılıçdaroğlu, yine o sakin tonlamasıyla
“Olabilir.”
“Doğru bildiğimi söyledim.”
“Olabilir.”
“Pişman değilim.”
Demirtaş başını sallıyor. Kıvrak zekasını ürettiği soruyu soruyor.
“Ben zaten neden pişman olmadığınızı sormuyorum.”
“E.. Sorduğunuz ne?”
“Neden geldiğiniz!”
Tartışmalı yargı kararıyla yeniden koltuğa kavuşan adam cevabı düşünüyorken…
Demirtaş devam ediyor.
“Bakın Kemal Bey, dört duvar arasındaki ilk yıllarda ben de her şeyi siyaset üzerinden okuyordum.”
“Şimdi?”
“Şimdi biraz daha insan tarafımdan bakıyorum.”
“Neye?”
“Geçen zamana, sevdiklerimden uzak geçen yıllarıma…”
Bir an duruyor.
“On yıl uzun süre.”
“Uzun.”
“Bu on yılda neler değişti.”
“Evet.”
“İttifaklar kuruldu.”
“Evet.”
“Bozuldu.”
“Evet.”
“Dün birbirine en ağır sözleri söyleyenler bugün yan yana geldi.”
Kılıçdaroğlu sadece sessizce dinliyor.
Demirtaş devam ediyor.
“Ama benim takvimim burada işliyor; açlarım ağardı, yüzümdeki izler derinleşti…”
Kılıçdaroğlu bu kez savunmaya geçiyor.
“O günün şartları farklıydı.”
Demirtaş gülümsüyor.
“Şartlar…”
“Evet.”
“Türkiye’de sorumluluğu üzerinden atmanın en kolay yolu ‘şartlar’ demek galiba.”
“Neden öyle dedin?”
“Çünkü ne zaman yanlış bir karar konuşulsa kurtarıcı kelime onlar…”
Bu kez Kılıçdaroğlu da istemeden gülümsüyor.
Demirtaş lafa dalıyor.
“Size bir şey soracağım.”
“Buyurun.”
“Eğer bugün roller değişseydi…”
“Nasıl?”
“ Ben dışarıda olsaydım.”
“Siz içeride olsaydınız.”
“Ve ben televizyona çıkıp sizin hakkınızdaki karar için ‘Pişman değilim’ deseydim…”“Sonra da cezaevine gelip sizi ziyaret etseydim…”
“Bunu samimi bulur muydunuz?”
Bu kez cevap gelmiyor.
Çünkü bazı sorularin cevapları televizyonda muhatabın yokken cevaplayinca kolay oluyor.
Yüz yüze sorulunca değil.
Saat ilerliyor.
Görüşmenin sonuna geliniyor.
Siyaset çoktan masadan kalkmış.
Geriye sadece iki insan kalmış.
Birisi yıllardır içeride.
Diğeri yıllar sonra karşısında.
Görevli kapıya geliyor.
“Süre doldu.”
Ayağa kalkıyorlar.
Tokalaşıyorlar.
Tam çıkarken Demirtaş son kez sesleniyor.
“Kemal Bey.”
“Buyurun.”
“Pişman olup olmamanız beni ilgilendirmiyor.”
Kılıçdaroğlu ne soracağını dikkatle dinliyor.
Demirtaş devam ediyor.
“Beni ilgilendiren şey şu.”
“Nedir?”
“İnsan bazen verdiği kararlarla değil, o kararların sonuçlarıyla sınanır.”
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Burada duruyorum.
Çünkü bu görüşme yaşanmadı.
Bu konuşmalar yapılmadı.
Belki de hiçbir zaman yapılmayacak.
Bu sadece zihnimde kurduğum bir sohbet.
Ama bazen hayali sohbetler, gerçek açıklamalardan daha fazla şey anlatabiliyor.
Çünkü bazı sözlerin gerçek ağırlığı, söylendiği gün değil de, bir gün dönüp sahibinin karşısına dikildiğinde ortaya çıkar.
20 Haziran 2026

Yorum Yaz