Gölgedeki Gelecek

150 150 Fatih Portakal

5 Ağustos 2026, PKK’lılarla ilgili yasal düzenleme paketi Meclis’e sunuldu. Dün gece yasalaştı.
Sıradaki adım artık PKK’dan beklenecek.

Tarih 7 Ağustos 2026. İki gün sonrası. Gazeteci Gürkan Zengin’in makalesi internete düştü.

Okumamak mümkün değil; çünkü başlık hemen yakalıyordu:
Uçaktaki İtiraf: Beni Yaşatmazlar.

İddialı yazınin içeriği, Selahattin Demirtaş’ın yıldızının parladığı dönemlerde geçiyor; 2016 senesinin Nisan ayı.
Not düşmek istiyorum:
Henüz taraflar sessizliğini koruyor. O yüzden siyasi bir ihtimal olarak cümlelerime devam edeceğim.

İsmi açıklanmayan bildik denilen bir siyasetçi, havalimanında Demirtaş ve eşiyle karşılaşıyor. Meçhul isim ona, “Ecevit gibi olabilirsin.” diyor.
Cümlesinin aması var.
O da şu:
“PKK’nın terör örgütü olduğunu ilan etmelisin.”
Selahattin Demirtaş da diyor ki:
“Abi, beni yaşatmazlar.”

Doğrulandı mı?
Hayır.
Yalanlandı mı?
Hayır.
Belki o gün ikili arasında aramızda kalması kaydıyla denerek, uyarıcı bir cümle de kurulmuştur.
Bilmiyorum.
Eğer gerçekten söylendiyse anlamı şu:
PKK beni öldürür.”

Yanlış bir tespit mi?
Hayır.
Bahsedilen bir terör örgütü. Gücünü; illegal olmaktan, kanunsuz silah kullanmaktan alıyor.
Devleti 40 yıl boyunca tehdit eden bu yapı, Demirtaş’ı veya siyaset yapan ya da yapmayan başka birini korkutamaz mı?
Olmayacak bir durum değil.
Şaşırmam!

Şunu sorabilirsiniz:
Peki, cezaevindeki Selahattin Demirtaş, Meclis’e gelen yasa teklifi için ne dedi?
Özet olarak olumlu cümleler kurdu. “Bu süreç bölünmeye dayalı al ver süreci değildir.
Kimse kötü niyet aramasın. Kardeşlik projesidir.” dedi. Hatta Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan’a teşekkür etti.

Samimi midir?
Olabilir.
Değil midir?
O da olabilir. Demirtaş’ın zihninin içine girip niyet okuyamam. O da benim gibi karşıdan izliyor ve öğreniyor. Sürecin belirleyici aktörünün Abdullah Öcalan olduğunu o da biliyor.
Ama…
Varsayımlar üretebilirim.

Genç siyasetçinin ne dediği iddia ediliyordu:
“Abi, beni yaşatmazlar.”

Bana göre, böylesi bir halde Selahattin Demirtaş ve diğer DEM’li siyasetçilerin itiraf edemedikleri ikilem tam da bu noktada başlıyor.

Bir tarafta Öcalan’ın ülkede demokratik siyaset yapma talebini seslendirmesi…
Diğer tarafta arkada hala silahlı olabileceğine ihtimal verilen bir örgütün gölgesinde, siyaset yapmanın oluşturduğu korku sarmalı…
Onlar adına hem can sıkıcı hem çelişkili bir tablo.

Görünen o ki DEM Parti’nin süreçteki rolü yalnızca aracı olmak. Siyasi tüm karar ve sorumluluksa İmralı’da.
Çünkü iktidar ve ortağı, hızlı bir sonuç elde etmek için yol haritasını böyle çizmiş olabilir.
Yahut…
DEM ve Demirtaş’ın PKK’nın silah bırakmasında etkili olamayacağı düşünülmüştür.

Bu konuda kafamı kurcalayan soru hep şu olmuştur:
28 yıla yakındır bir adada tutulan ve yıllarının çoğunu tek başına geçiren biri gücünü hala nasıl koruyabilir?
En basit cevabıyla; gücün kaynağı olan o kanunsuz silahlar!..
Ve tarafların ondan vazgeçmek istememesi.
Olabilir mi?
Tabii olabilir.

Gelinen safhada, DEM’li siyasetçilerin geleceği ve kaderi ise ayrı bir soru işareti.
Neden mi?
Partilerinde, demokratik siyaset yapma zemininin ayaklarının altından kayıyor olma ihtimali söz konusu. Yasa teklifi TBMM’ye geldiğinde imza vermediği söylenen 36 vekil belki de bunun işareti.
Belki de değil!

‘Terörsüz Türkiye’ projesi başarıyla noktalanacak olursa ve eski PKK’lılar siyaset yapma imkanına kavuşursa, sonrası için büyük ölçüde belirleyici kişi Abdullah Öcalan olacak; hem artık resmi olarak hem isim isim…
Bunu görmemek imkansız.
Ama…
Bu tabloda bir tezatlık var. O da şu: Ülkeyi demokratik bir Cumhuriyet’e dönüştürme iddiası ile ileride partinin tek bir kişi tarafından şekillendirilecek olması…

Sorular yine çok. Bilinmezler yine fazla:
İhtimal gerçekleşirse; Öcalan kimlerin önünü açar?
Selahattin Demirtaş’ı yeniden işaret eder mi?
O, bunu kabul eder mi?
Kabul ederse Türk, Kürt ve apolitik seçmende eski sempatisi yeniden olur mu?

Son soru bence önemli. Çünkü arkasında net Öcalan’ın olduğunu düşünen kesimler, bu defa Demirtaş’a mesafe koyabilir.
Demem o ki, Demirtaş’a artık eski Demirtaş gibi bakmayabilir.

Meselenin omurgasına gelecek olursam:

Büyük resim acaba şu senaryo mu?
Bir ayağı çukurda olan Öcalan’ı tek muhatap almak. Terör belasını bitirmek.
Genç ve etkili Kürt siyasetçilerin ağırlığını azaltmak. Bu sayede DEM’in ya da o vakit partinin ismi ne olacaksa, güç yitireceğini hesap etmek.
Yaptığım sadece düşünce deneylerimden biri…

İhtimal gerçekleşirse Abdullah Öcalan’ın emeklilik hayatına geçiş yapacağını düşünmüyorum. Vites yükseltecek. DEM’in üzerinde artık gölgesi değil, bizzat kendi olacak.

Önümüzdeki zaman içinde tüm bilinmeyenlerin cevaplarını alacağız.
Ancak…
Selahattin Demirtaş’a atfedilen o cümle hala siyasetin ortasında duruyor:
“Abi, beni yaşatmazlar.”

Belki de cezaevindeki Demirtaş’ın siyasi geçmiş ve geleceğini anlamak için bu sözden başkasına ihtiyaç yoktur.

11 Ağustos 2026

 

  • 8

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak