Toplumun Vicdanı!

150 150 Fatih Portakal

Devlet Bahçeli’nin, “Terörist başı DEM grubunda gelsin konuşsun” demesinin üzerinden 22 ay geçmiş.
İlk adım buydu

PKK’lılara tanınacak ceza ertelemesini içeren yasa taslağı da üç gün önce TBMM’ye sunuldu.
Bu da somut ikinci adım.

12 maddenin detayına hiç girmeyeceğim. Belki yazımın aralarına bilgilendirmek amcıyla
basit bir anlatım olarak serpiştirebilirim.
Çünkü maddeler konuşuldu ve yazıldı.
Böyle anlarda biraz beklemeyi seviyorum. Konuşulmayanı görebilmek, söylenmeyeni dillendirmek için.

Ben, mevzunun toplumsal hazırlık tarafına biraz bakacağım.
Yazımı okuyan biri olarak, içinden cevap vermeni istediğim bir sorum var:
Neredeyse iki yıl geçti. Peki, toplum yeni çözüm sürecine ne kadar adapte oldu?
Bir sorum daha olacak:
“Siz, iktidar, ortağı ve İmralı tarafından yürütülen bu uzun süreçte, sorumluluk sahibi olanlar tarafından hazır hale getirildiniz mi?”
Alıştırıldım diyebilirsin.
Ama…
Ben, bilgilendirmekten ve bilinçlendirmekten bahsediyorum.

Terörsüz Türkiye’ hedefine yönelik siyasi adımlar atılırken, bu sorularıma da cevap aranması düşüncesindeyim.

Neden?

Bir ay önce Bursa’da nahoş bir olay yaşandı. Kürt bir yurttaş sırf Ahmet Kaya şarkıları dinlediği için başkaları tarafından tehdit edildi.

Bloğum Omurga’daki son yazım da Ahmet Kaya’yla ilgiliydi. Zamansız şarkılarını sevdiğimi yazdım. İsterseniz okuyabilirsiniz.
(ahmet kayayi dinlerken)
Daha sonra sosyal medya hesaplarımdaki linklerin altına bırakılan mesajlara göz attım. Naif olanlar çoktu. Bazılarıysa buraya yazılacak gibi değildi.

Tabii, sadece iki örnekten yola çıkıp genel bir yorum yapılabilir mi?
Hayır.
Gözardı edilebilir mi?
Buna da “kesinlikle edilmemeli” derim.

Yasayla her şey düzenlenebilir.
Fakat…
Bu, sistemin mükemmel işleyeceği anlamına gelmiyor.
Siyasetçinin görevi siyasal adımları atmaktır.
Meclis’in işiyse hazırlanan kanunları görüşüp onaylamak ya da reddetmektir.

Ancak…
Terörsüz Türkiye’ adı verilen bu çalışma çok özel bir durum.
Zaman zaman çıkarılan yasalarla uzaktan yakından alakası yok.
Yönetenlere göre; kontrollü ve izinli ceza erteleme…
Okuduğum kimi hukukçulara göreyse; ileride karmaşa yaratabilecek özel af görünümünde.
Hatta devletin memurlarına kişisel hukuki koruma kalkanı getiren madde, belki bu yüzden taslağa eklendi!..
Madde duyulduğu andan beri çok konuşuluyor.
Belki ileride fazlasıyla konuşulacak.
Bilmiyorum.

Mesele oldukça hayati. Tablo şöyle:
İki parti bu projeyi yürütüyor. Üçüncü partinin görünürdeki rolü sedece aracılık. İmralı’daki Öcalan tek muhatap.
Süreç, şu anda devam ediyor izlenimi verse de yol olarak bana sağlıklı gelmiyor.

Yol, dar bir çerçeve içine hapsedilmiş gibi. Böylesi hayati bir konuda çerçevenin daha geniş; siyaset üstü olması gerekmez miydi?
Kırk yılı aşkın süredir devam eden terörden söz ediyorum. Bir Türkiye meselesi.
Keşke geniş katılımlı ve şeffaf yürütülebilseydi.

Mesela…
Duyurulana kadar bu 12 maddeyle ilgili kim, ne biliyordu? Sadece sızdırılanlar vardı.
DEM’lilerin bile çok şeyden haberinin olduğunu düşünmüyorum. Tabii ki devletin yaptığı    girişimler oldu; kolay olmayan, hassas olan tarafları kızdırabilecek, üzebilecek adımlar…

Kabul ediyorum:
İktidarın vurgusuyla PKK’lılara ceza ertelemesi getiren maddelerin hazırlanması, yazılması ve Meclis’e sunulması kolay evreler değil.
Eğer bir partiden ziyade siyaset üstü olabilseydi her evre topluma açık olacaktı.
Bilgilendirme yapılacaktı.
İnsanlara anlatılması daha kolay olurdu.

Başarıya ulaşması durumunda AKP ve MHP’nin bunu seçim döneminde en kuvvetli siyasi propaganda malzemesi olarak kullanmak istemesi, bana kalırsa şaşırtıcı olmayacaktır.

Ya da…
Seçim öncesinde başka şeyler:
Anayasa değişikliği.
Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminde revizyon.
Yeni ittifak çabaları.
Doğal olarak şu soru akla geliyor:
Siyaset üstü bir zemine taşınmamasının nedeni bunlar olabilir miydi?

Karışık zihnimi, cevabı aramak için yormayacağım.
Nasıl olsa sonbahara anlamış olurum.

Yasa çıkarmak sorunu çözmek için tek başına yetmez.
Geçen bu uzun zaman diliminde sağlıklı bir toplumsal kararı –kabul veya ret- oluşturmak daha hayırlı olmaz mıydı?

Gerçekten bu meseleye bir partinin veya bazı partilerin koz olarak kullanabileceği malzeme olarak bakamıyorum.
Hayati mesele dememdeki sebep de bu zaten.

Yasa teklifi sunulduktan sonra şehit aileleri ve gazi yakınları da tepkilerini dile getirdi. Haklılar…
Çünkü bu uzun beklemede
paydaşlardan biri olarak sürece dahil edilmemek onları üzüyor.

Karar vericiler, barış yasalarla sağlanır düşüncesindeyseler böyle sağlanmaz.
Peki ya nasıl sağlanır?
Topluma güven duygusunun aşılanmasıyla sağlanır.

Çünkü toplumu oluşturan bireyler, bu maddelerin niçin bu şekilde hazırlandığını, neyin amaçlandığını ve sonrasında nelerle karşılanacağını bilmek ister.
Düzenlemeyi hazırlayıp getirmek, toplumun ikna olduğu anlamına gelmiyor.
Birkaç gün sonra TBMM’de oylanacak.
Kabul edilmesi muhtemel.
Soruyorum:
Peki toplum bilinçli olarak ikna oldu mu?

Oysa şöyle yapılabilseydi:
Toplumun bilgilendirilmesi.
Kaygılara kulak verilmesi…
Çoğulcu bir şekilde tasarının hazırlanması…
Siyasi bilincin yanına, toplumsal farkındalık eklenip farklı bir yol seçilebilirdi.

Şöyle düşünülebilir:
Zaman kaybı yaşanırdı.
Hatta gecikme, süreci bitirebilirdi.
Hızlı kararlar alınamazdı.
Olabilir.
Ancak…
Süreç ilerlerken, çok kesimde önyargıların hala varlığını sürdürmesi sadece beni rahatsız ediyor olamaz!
Demek istediğim, çözüm için ortaya siyasi irade koymak önemli…
Ama…
Bana göre yeterli gelmiyor.
Toplumun hazırlanması da en az 12 madde kadar önemli.
Bu aşama anlaşılan böyle geçilecek.
Peki, daha sonrası?

Meselenin omurgasına gelecek olursam:

Şimdi sıra PKK’nın atacağı adımda…
Sonra yine devlette…
Peki o adım geldiğinde çalışma mekanizması nasıl olacak?
Kanımca değişmeyecek.
Kaygılar giderilmeyecek.
Toplum bilgilendirilmeyecek.

İtirazım sürece değil, yürütülme modeline…

Belki iktidarin seçtiği yol başarıyla noktalanacak.
Belki de tekrar başa dönülecek.
Kısa vadeye değil, uzuna bakmak gerekiyor.
Sonucu kimse bugünden bilemez.

Ama..
Ben yine bildiğimi konuşacağım. Terör belası sırf siyasetin değil, toplumun da sorunu.
O yüzden bu meseleye partiler üstü olarak bakılmalı.
Siyasi aktörlerin yapması gerekense toplumu bilinçlendirmek ve siyasal, sosyal ve ekonomik düzenlemeler ile çözüm aramaktır.

Önemli olanın ne olduğunu söyleyeyim mi?
Toplumun vicdanına sinmesi gerekiyor.
Yoksa…
İstediğiniz kadar yasa çıkartın.
Nafile…

Umarım yanılan ben olurum.
Ve umarım bu sürecin sonunda gerçek kazanan siyaset değil, Türkiye olur.

8 Ağustos 2026

  • 7

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak