Bugün beynime farklı bir egzersiz yaptırıyorum. Kendimi başka birinin yerine koyuyorum.
Başkası dediğim, 24 yıldır hepimizin tanıdığı biri:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.
Düşünebilirsiniz nasıl olacak bu yer değiştirme?
Anlatayım şöyle olacak:
Ülkenin eskimeyen sorunlarını hatırlatıp, bunları soru sözcükleriyle bağlayacağım.
Hemen sonra…
Onun yerine geçip, ne söyleyebilir üzerine kafa yoracağım.
Sürprizi sona sakladım.
Bir tür karşılıklı, sanal soru cevap gibi olacak.
Erdoğan ve kurmayları bir odada toplanır.
Erdoğan, söze şöyle başlar:
“Kardeşlerim, seçim için neden 21 ay bekleyelim?”
Ekonomi, görünüm olarak kötü.
Ücretler yetmiyor.
Nasıl olacak?
Devam eder:
“… Tamam bunlar yaşanıyor.
Yalnız unutmayalım, siyaset yapıyoruz.
Ve siyaset, geleceğe dair vaatlerde bulunmak değil midir?
Ekonomi yönetimi elimizde…
Emeklinin, asgari ücretlinin maaşına iyi zam yapalım.
Varsa mali aflar da getirelim.
Kredili kampanyaları da duyuralım; ev ve araç alacakların hoşuna gider.
Tekrar kazandığımızda önümüzde zaten dört yıl olacak. Hallederiz.”
Bunlar vatandaşın hoşuna gitmez mi?
Çok…
Cebe fazladan giren bir lira bile hemen hayal kurdurmaya başlatır.
Ne var ki ah bu gerçekler!..
Her şey ateş pahası.
Fiyatlar roket gibi, nasıl kontrol edilecek?
“… Marketlerde, pazarlarda denetimleri artırırız.
Marketler ucuzluk kampanyaları başlatır.
Olmadı, pahalılıkla mücadelemizi gösteren yeni yasalar da çıkartırız.
Kararname de hazırlayabilirim.
Sorumlu biz değiliz; onlar…”
Oy kullanacak çok genç var.
Ülke dışında gelecek arıyorlar.
İyi de onlar yeniden güzel bir geleceğe nasıl inandırılacak?
“… Gençlerle buluşacağım.
Sorular belli.
Daha çok dinlemeyi seviyorlar. Ben siyasetçiyim, hatibim gereken cümleleri kurarım:
“Durum dünyada da zor; örnekler verip, sizin için çabalıyoruz.” derim.
Bu arada gençlik programlarından birinde yeni bir istihdam programı duyurabiliriz.
Mesela ismi:
Yüzyılın Gençlik İstihdam Projesi
Çalışmaya başlayın.
Ama…
Projenin ayakları yere sağlam bassın.”
Dış politika en rahat olunan kulvar.
Acaba orada yeni taktikler var mı?
“… Güçlü devlet imajını pekiştirmeliyiz.
Sandığa yakın zamanlarda silah fuarı yapalım.
Yerli füze, tank, top ne varsa sergileyelim.
Bölgesel krizlerde her zaman masadayız.
Neticede seçime gidiliyor,
olası gerginlikler tolere edilebilir.
Trump ve Putin’le de sorun yok.
İki ülkeye geziler koyalım.
Dudaklardan dökülecek sözler kararsızları etkileyecektir.
Avrupa da sıkıntısız.
Gurbetçiler için mutlaka salon toplantıları düzenleyelim.
Gövde gösterisi çok önemli.”
Geldik en önemli maddeye:
Rakipler…
İttifaklar…
Muhalefet sandığa çok asılacak.
Seçmeni de öyle!
Değişim için zorlayacaklar.
Çözüm nasıl olacak?
“… Gelecek kapandı.
Ahmet Bey’le temas kurulabilir.
Yuvaya dönebilir.
Kazandığımızda onun için bir pozisyon düşünülebilir.
Hatta ittifaka alalım.
Üçlü muhafazakar ittifak kritik mesele…
Yeniden Refah, Saadet ve Deva…
İsimlerini anmayalım.
Hiç yapamıyorsak, ikinci turda seçmeni yönlendirmelerinin önüne geçelim.
Neticede biz de onların içinden çıktık.
Sandığa gitmemeleri bile işimizi kolaylaştırır.
İyi Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti kesinlikle milliyetçi bir ittifak oluşturmamalı…
Onlar sert rakiplerimiz.
Burada Devlet Bey’e çok iş düşüyor.
Belki milliyetçi söylemlere daha fazla devletçi söylemler eklenebilir.
Çözüm sürecinde aceleye gerek yok.
Toplumun sinir uçlarına dikkat edilmeli.
Milliyetçi ittifaka kozlar verilmemeli.
Devlet Bey’le bu konuyu konuşmalıyız.
İmralı’nın vereceği mesajlar da önemli.
Dikkatli olunmalı.
Çünkü görünmez bir ip üzerinde yürüyoruz.
Ağzımızla kuş tutsak DEM bizimle ittifak yapmaz.
Hele ki Hüda-Par ile yol yürünüyorken…
Ama…
Çeşitli konularda kulis yapılabilir.
Bir heyet kurun, şimdiden dirsek temasına başlasınlar:
Kayyumlu belediyeler…
Selahattin Demirtaş.
Ve diğerleri…
Onları geçmişte epey kızdırmıştık.
Belki yapabileceklerimiz olabilir.
Seçmeninin ne kadarını yanımıza çekersek oy oydur.”
Peki, en büyük rakip Yeni Parti.
Bir de geçmişten gelen CHP var.
Bunlar nasıl alt edilecek?
“… Şu anki CHP kendini bitirmiş gibi görünüyor.
Bu durum bizi zorlayabilir?
Acaba, Kemal Bey benimle sahnede el kaldırır mı?
Bildik eski arkadaşları; Afyon, Aydın artık bizim partide.
Onlarla konuşun.
Kemal Bey’le iletişim kurabilirler.
Hatta kazandığımızda kendisine başkan yardımcılığı bile verilebilir.
Ama…
Bunu söylemesinler henüz erken…
Yeni Parti biraz sıkıntı hissettiriyor bana.
Şöyle ki:
CHP’nin devamı mı olacak?
Yoksa…
Sıradışı söylemler mi geliştirecek?
İkinci dediğim olursa sorun yaşayabiliriz.
Özgür Özel çok hırslandı.
Zaman onların lehine olabilir:
Teşkilatlanacak.
Yeni isimler katılabilir…
Partinin bilinirliği artacak.
Şu an ise…
Daha yolun başındalar.
Eski partili arkadaşlarıyla da didişiyorlar. Tam anlamıyla partileşmediler.
Önlerinde gitmeleri gereken çok yol var.”
Peki, erken bir seçim veya baskın bir seçim olabilir mi?
Mesela Kasım 2026, neden olmasin?
“… Kardeşlerim, ne diyorsunuz bu tarihe?
Takvim uygun.
Bugün seçim kararı alsak Ekim başı sandıkları kurarız.
Hatta Kasım gibi düşünsek nasıl olur?
Kamuoyuna da seçimi tartıştırız.
Mmm..
Yasaları yetiştiremeyiz, müjdeleri yeterince duyuramayız diyorsanız…
Mart 2027 de uygun bir zaman.
Ancak geriye attığımız her tarih işimizi güçleştirebilir:
Yeni Parti palazlanacak.
Milliyetçi ittifak güçlenebilir.
Muhafazakarlar zorlayabilir.
Süreç çıkmaza girebilir.
DEM sertleşebilir.
Ekonomi daha kötü olabilir.
Vs… Vs…
Karar vermeliyiz…”
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Yaptığım sadece eğlenceli bir durum tespiti.
Aslında sorguladığım, seçim zamanlarında görmeye alışık olduğumuz eylemleri de yazının içine katarak, Erdoğan için en uygun seçim zamanının hangisi olabileceğiydi.
Bana göre Kasım 2026 yani üç ay sonrası bile gözardı edilemeyecek bir zaman dilimi.
Ama…
Ben, Erdoğan değilim.
Dolayısıyla tarih hesabının nihai kararını tek bir kişi verecek.
O da Recep Tayyip Erdoğan olacak.
3 Ağustos 2026

Yorum Yaz