Fener kazanmış keyfim yerinde.
Eve dönüş yolundayım artık.
Yol uzun, kilometreler çok…
Her zaman yaptığımı tekrar ettim.
Spotify’dan yine Ahmet Kaya’nın Tüm Şarkılar’nı açtım.
O çaldı, o söyledi.
Bense onunla mırıldandım…
Hiç sıkılmadan.
Bir dönemin, sadece bir zamanın sanatçısı değildir Ahmet Kaya.
Her dönemin sembolüdür.
“Beni, ona çeken neydi?” diye sorarım hep kendime:
Sesi ve yorumu.
Ozanlığı.
Samimiyeti.
O, düzeni topa tutan bir sanatçıydı.
Anadolu’yu dert edinen bir yorumcuydu.
Şarkılarında protesto vardı.
Merhamet, vicdan ve insanın yaşadığı her duygu sesindeydi, müziğindeydi.
Al işte…
Olmasaydı Sonumuz Böyle’yi söylüyor.
Bir sebepten dolayı ayrılığı anlatıyor.
Şimdi de Vakit Tamam…
“Seni terk ediyorum” diyor.
Yine bir nedenden dolayı veda ediyor.
Hele Benim Gençliğim Nerde…
Tınısı ayrı güzel.
Sözleri ayrı anlamlı.
Ezgisi yürek titreten.
Belli ki genç yaşta cezaevine girip, dört duvar arasında kalan birinin yaşamını anlatıyor.
Evde dinlemem.
Ama direksiyon başında şarkılarıyla dalıp giderim geçmişe…
Onun geçmisine…
Yaşadıklarına…
Yaşananlara…
Pek çok şarkısı içimde, kafamda bir şeyleri tetikler.
Doğru veya yanlış bilemiyorum.
Ama…
Dizelere kendimce anlamlar yüklerim.
Dokunma bana sen de yanarsın da itirazı düzenedir.
Başını kuma saklayan tiplere öfke duyar.
Bedirhan, Nazlıcan ve Suphi de anlatım artık en üst seviyededir.
Hele bir acayip adam Suphi’nin yalnız hikayesi inceden acıtır içimi.
Ben, Ahmet Kaya’nın müziklerini dinlemeyi severim.
Öyle böyle değil; çok severim.
Kimi sevmez.
Hatta nefret eder.
Onun gözünde Ahmet Kaya devlet düşmanı gibidir.
Sesini sevmez.
Müziğini de…
Şarkılarının sözlerini de…
Belki de sevgisizliğinin nedeni o sıradışı sözler olabilir mi acaba?
Silahımı unutmuşum helada…
Veya…
Dağlar geri vermez…
Ya da…
Başkaldırıyorum derken.
Az önce “pek çok şarkısı” dedim.
Bazılarına da hiç anlam yüklemem.
Anlamadığımdan, mesajın nereye gittiğini kestirememekten değil kesinlikle.
O anda içimden şöyle derim:
Takılma!
Her şarkının bir cevabı olmak zorunda değil ki.
Sadece dinlerim.
O anlarda kendimi, sesinin dalgalanmasına, şarkının melodisine bırakırım.
Kilometreler tükeniyor.
Zaman hızlı akıyor.
Sırada en sevdiğim:
Bir Minik Kız Çocuğu…
Yusuf Hayaloğlu’nun dizeleri.
Ahmet Kaya deyince Yusuf Hayaloğlu.
Yusuf Hayaloğlu deyince Ahmet Kaya düşer zaten zihinlere.
Onları ayrı düşünmek hiç olur mu?
Biçare, kimsesiz o kız çocuğunun hikayesi, her dinlediğimde yıkıyor beni.
Yaşanamayan çocukluk.
Sosyal gerçeklik.
Yoksulluk.
Ve ölümü.
Bedenim, dizelere tepkisiz kalamıyor,
Zaten en sevdiğim iki şarkıdan biridir; Bir Minik Kız Çocuğu.
Diğeri Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı.
Meselenin omurgasına gelecek olursam:
Şarkı yapmak başka.
Zamansız şarkılar yapmak; o bambaşka bir şey.
Herkes böyle olamaz.
Günümüz müzisyenlerinden bir tane sayamam.
Bilmiyorum.
Bana kalırsa dönem isimleri…
“Bir tane şarkı ismi söyle” deseniz.
Söyleyemem…
Bana duygu yaşatmıyor olacaklar ki, ilgi duymuyorum.
Çoğunluğu kullan at gibi şeyler…
Müzisyen dediğin toplumu dert edinmeli.
İnsanı merkeze koyup, onun yaşadıklarına ses olmalı.
Ben, Ahmet Kaya’yı her dinlediğimde aklıma aynı cümle geliyor:
Onun şarkıları bir döneme değil; her döneme ait.
Bugüne bile…
7 Ağustos 2026

Sema
Aynen dediğiniz gibi her döneme ait şarkıları Kendidini de şarkılarını da çok severim.